SIKÇA SORULAN SORULAR

Türkiye bu yıl 2030 İklim Hedefi’ni belirleyecek!

2030 İklim Hedefi ile ilgili sıkça sorulan soruların cevaplarını ve çokça merak edilen kavramların açıklamalarını derledik. Farklı bir sorunuz veya merak ettiğiniz bir konu olursa lütfen bize yazın iletisim@birbucukderece.com


EMİSYON AZALTIM HEDEFİ, ULUSAL KATKI BEYANI AYNI ŞEYLER MİDİR?

Evet. İklim hedefi tartışmalarında sıkça kullanılan bir diğer ifade, Ulusal Katkı Beyanı’dır (NDC - Nationally Determined Contribution). Ulusal katkı beyanları, ülkelerin Paris Anlaşması çerçevesinde hedeflerine ulaşmak ve iklim değişikliğine neden olan emisyonları azaltmak için belirledikleri hedefleri beyan ettikleri resmi belgelerdir. Ulusal Katkı Beyanları her beş yılda bir – söz konusu hedeflerin iyileştirildiği/geliştirildiği bir biçimde – yenilenerek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Sekretaryası'na sunulur.

İzleme süreci yıllık ve iki yıllık olmak üzere emisyon envanterlerinin Sekretarya'ya sunulmasıyla devam ediyor. Paris Anlaşması’nın yürütülmesi için oluşturulan Güçlendirilmiş Şeffaflık Çerçevesi (Enhanced Transparency Framework – ETF) gereğince “İki-yıllık Sera Gazı Envanter Raporları”, “İki-yıllık Şeffaflık Raporları” (Biannual Transparency Report – BTR) formatına dönüştürülür ve ülkelerden sera gazı emisyon envanterleri ile birlikte Ulusal Kakı Beyanlarının uygulanmasında ve yakalanmasında kaydedilen ilerlemeyi belgelemeleri beklenir.


KARBON, SERA GAZI, KARBONDİOKSİT, KARBONDİOKSİT EŞDEĞERİ AYNI ŞEYLER MİDİR?

Hayır.

Karbon, periyodik tablonun 14. grubunda yer alan, metalik olmayan bir kimyasal elementtir ve iklim değişikliğine katkıda bulunan birincil sera gazı karbondioksiti oluşturur. 

Karbondioksit, fosil yakıtların, katı atıkların-biyolojik maddelerin yakılması ve çimento üretimi gibi belirli kimyasal reaksiyonlar sonucu atmosfere girer; karbon döngüsünün doğal bir parçası olarak emilir ve salınır. İnsan etkisiyle karbondioksit salan fosil yakıtların kullanımındaki artış ve buna karşılık karbonu tutan doğal yutak alanlardaki azalma, karbon döngüsünü bozmakta ve iklim değişikliğine neden olmaktadır.

Sera gazları, atmosfere gelen enerjiyi emerek/tutarak ısının kaybını yavaşlatır ve sera gazı etkisi olarak da bilinen, dünyanın sıcaklığını artıran doğal sürece yol açar. Sera gazları, karbondioksit başta olmak üzere metan, azot oksit, nitröz oksit ve F-gazları gibi birçok farklı gazı kapsamaktadır. İnsan faaliyetleri sonucunda sera gazlarının miktarındaki/yoğunluğundaki (ppm; particles per million) artış, dünyadaki ısınmayı daha büyük oranda artırır ve iklim değişikliğini tetikler.

Karbondioksit eşdeğeri, sera gazlarından kaynaklanan emisyonları karbondioksit eşdeğerlerine dönüştüren ve böylece küresel ısınma potansiyelleri (global warming potential - GWP) temelinde karşılaştırma yapılması fırsatı sunan, bir metrik ölçüdür. Genellikle “milyon metrik ton  karbondioksit eşdeğeri” (MtCO2e) olarak ifade edilir. 

Karbondioksit eşdeğeri, iklim politikaları oluşturulurken çeşitli sektörlerin ve ülkelerin sera gazı emisyonlarını ve azaltım planlarını ortak bir birim ile karşılaştırılmasını sağlar. Böylece farklı sera gazlarının miktarları birbirleriyle kıyaslanabilir; ülkeler ve sektörler için toplam sera gazı emisyon miktarı hesaplanabilir.

Meraklısına: Karbondioksit eşdeğeri nasıl hesaplanır?

Bir gazın milyon metrik tonu ile küresel ısınma potansiyeli katsayısının (GWP’sinin) çarpımıyla hesaplanır. Örneğin, metanın GWP’si 25’tir, yani metan karbondioksitin 25 katı daha çok ısınma potansiyeline sahiptir. Bu nedenle 1 milyon metrik ton metan, 25 milyon metrik ton karbondioksit eşdeğeri olarak hesaplanır.  


NET SIFIR EMİSYON NEDİR?

İnsan faaliyetleri (fosil yakıt kullanımı, ormansızlaşma, atık yönetimi, hayvancılık, vb.) sonucu atmosferde biriken sera gazı miktarının, yine insan faaliyetleri (yutak alanların restorasyonu, doğa tabanlı karbon tutma ve yakalama vb.) ile atmosferden geri alınmasıyla birbirini dengelemesidir.

Diğer bir ifadeyle; “net sıfır emisyon”, insan faaliyetleri ile atmosfere saldığımız sera gazının, insan faaliyetleri ile tuttuğumuz ya da yakaladığımız sera gazı miktarına denk gelmesidir.

Net sıfır emisyon veya net sıfır salım ile ilgili kavramlar:

Net sıfır salımı ve ilgili kavramlar Hükümetlerarası İklim değişikliği Paneli (IPCC) tarafından 1.5°C Küresel Isınma Özel Raporu’nda (IPCC, 2018) BMİDÇS Paris Antlaşması’nın 1.5-2.0°C küresel ısınma hedeflerine ulaşmak amacıyla, 2050 yılına kadar başta karbondioksit (CO2), insan kaynaklı sera gazı salımlarını 2015 düzeylerine kıyasla küresel ölçekte olabilecek en yüksek hızla azaltabilmek ve atmosfere insan etkinlikleriyle uzaklaştırılanlardan daha fazla salım verilmemesi amacıyla geliştirilmiştir.

Şu anda başka anlamlar da yüklenerek ve çeşitlendirilerek yaygın bir biçimde Paris Antlaşması taraflar konferanslarında ve o çerçevedeki ulusal ve uluslararası ya da bölgesel yükümlülüklerin ya da niyet beyanlarının belirlenmesinde ve kritiğinde kullanılmaktadır.

Bu soruları doğru yanıtlayabilmek ve/ya da açıklayabilmek için birbiri ile bağlantılı birkaç kavramı birlikte iyi anlamamız gerekiyor. IPCC’ye göre (2018) ilgili kavramlar ve tanımları aşağıda özetlenmiştir:

  1. Negatif salımlar;
  2. Net negatif salımlar; 
  3. Net sıfır CO2   salımları ve
  4. Net sıfır salımlar.

Negatif Salımlar 

Atmosferden doğal karbon döngüsü süreçleri yoluyla gerçekleşecek olan giderilmeye/uzaklaştırmaya ek olarak, planlı insan etkinlikleriyle sera gazlarının (GHG'ler) atmosferden uzaklaştırılması, negatif salımlar olarak adlandırılır. Örneğin, karbondioksit (CO2) için negatif salımlar, diğerlerinin yanı sıra, CO2'nin havadan doğrudan yakalanması, karbon yakalama ve depolama ile biyoenerji, ağaçlandırma, yeniden ağaçlandırma, biyokömür, okyanus alkalileştirmesi ile sağlanabilir.

Net Negatif Salımlar 

İnsan etkinlikleri sonucunda atmosfere salındığından daha fazla sera gazı atmosferden uzaklaştırıldığında, başka bir deyişle geri alındığında net negatif salım durumu elde edilir. Birden fazla sera gazı söz konusu olduğunda, negatif salımların niceliği, farklı gazların salımlarını karşılaştırmak için seçilen iklim metriğine (örneğin küresel ısınma potansiyeli, küresel sıcaklık değişikliği potansiyeli ve seçilen zaman ufku vb.) bağlıdır. 

Net Sıfır CO2   Salımları 

Kalan herhangi insan kaynaklı (antropojen) CO2 salımlarının küresel olarak antropojen CO2  giderimleriyle dengelendiği koşullar. Net sıfır CO2 salımlarına karbon nötrlüğü de denir.

Net Sıfır Salımları 

Net sıfır salım, üretilen sera gazı salımları ile atmosferden uzaklaştırılan/geri alınan sera gazı salımları arasında genel bir dengenin sağlanması anlamına gelir. Başka bir deyişle, atmosfere salınan sera gazı salımları antropojen giderimlerle dengelendiğinde net sıfır salım elde edilir. Net negatif salımlarda olduğu gibi, birden fazla sera gazı söz konusu olduğunda, negatif salımların niceliği, farklı gazların salımlarını karşılaştırmak için seçilen iklim metriğine (örneğin küresel ısınma potansiyeli, küresel sıcaklık değişikliği potansiyeli ve seçilen zaman ufku vb.) bağlıdır. 

Kavramların değerlendirilmesine yönelik katkıları için Prof. Dr. Murat Türkeş’e teşekkür ederiz.


KARBON NÖTR, NET SIFIR KARBON EMİSYONU VB. İFADELER AYNI ANLAMA MI GELİYOR?

Hayır.

Karbon nötr, atmosfere salınan karbondioksit (CO2) miktarı ile yutak alanların tuttuğu CO2 miktarının birbirini dengelemesidir. Sadece CO2 emisyonlarını kapsar.  

Net sıfır emisyon, CO2 de dahil olmak üzere tüm sera gazı emisyonlarının dengelenmesini içerir. CO2 toplam sera gazı emisyonlarının % 79’nu oluşturduğundan iklim kriziyle mücadelede CO2 azaltımına daha çok vurgu yapılıyor. 

Net sıfır/karbon nötr kavramları şirketlerin ortaya koyduğu emisyon azaltımı hedeflerinde de karşımıza çıkıyor. Bu çerçevede iki kavramı birbirinden ayıran nokta emisyonların nasıl dengelendiğidir. Karbon nötr olmak için, gönüllü piyasalardan satın alınan emisyon azaltım sertifikalarıyla emisyonların ofsetlenmesi yeterliyken net sıfır emisyonlu bir şirket olmak için emisyonların minimuma indirilmesi, geriye kalan azaltılması teknik ve/veya finansal açıdan mümkün olmayan emisyonların ise piyasa araçlarıyla dengelenmesi gerekir.


ADİL GEÇİŞ NEDİR?

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) adil geçişi, “emek hareketinin düşük karbonlu ve iklim değişikliğine dayanıklı bir ekonomiye geçişteki zorlukları kavramasına yarayan, kamu politikası ihtiyaçlarına işaret eden ve dönüşüm içerisindeki işçiler ve topluluklar için faydaları maksimize ederken yükleri minimize eden bir kavramsal çerçeve” olarak tanımlanıyor. Daha geniş anlamda, adil bir geçiş, iklim nötr ya da net sıfır ekonomiye geçişte; iklim değişikliğinin gerektirdiği ekonomik dönüşüm sonucunda ortaya çıkacak risk ve fırsatların birlikte yönetilip, toplumun geniş kesimleri tarafından hakkaniyetli şekilde paylaşılarak, insana yakışır ve yeşil iş fırsatları yaratılarak kimsenin geride bırakılmamasıdır.

Adil geçişte, sürdürülebilir bir istihdam sistemi çevreyi koruyarak kurulur. Adil geçiş, çevresel, ekonomik ve sosyal boyutları olan kapsayıcı ve adil sürdürülebilir modellere dönüşüm süreci olarak ele alınmalı ve politika tasarımında sanayi, teknoloji, yerel bölgesel kalkınma, iklim, eğitim ve istihdam politikalarının etkileşimi dikkate alınmalıdır.

Adil geçiş kavramının merkezinde "kimseyi geride bırakmama" anlayışının olduğu dikkate alındığında, özellikle hassas gruplar bölgesel bazda tespit edilmeli ve dönüşümün sağlayacağı avantajların dağıtılmasını hedefleyen bir anlayışla hareket edilmelidir. Bu dönüşüm sürecinden en çok etkilenen bu gruplar, adil bir geçişin odak noktası olmalıdır. Yeşil ekonomiye dönüşüm sürecinde sektörlerde yaşanacak değişimler bölgesel kalkınma perspektifi ile değerlendirilmelidir.

Adil geçiş sürecinin en etkin şekilde yürütülebilmesi için kamuoyu, sendikalar ve sivil toplumun da dahil olduğu sosyal diyalogun oluşturulmasına yönelik çalışmalar yapılmalı ve tüm paydaşların bu konudaki farkındalığı artırılmalıdır.


AVRUPA YEŞİL MUTABAKATI NEDİR? TÜRKİYE’Yİ HANGİ AÇILARDAN ETKİLEYECEK?

Avrupa Yeşil Mutabakatı, Avrupa’yı 2050’de karbon nötr bir kıta haline getirme hedefi taşıyan kapsamlı bir ekonomik dönüşüm programıdır. Mutabakat, salt bir karbonsuzlaştırma yol haritası olmaktan ziyade, ekonomik büyüme ve kaynak kullanımının birbirinden ayrıştırılmasını, tarım ve sanayide büyük bir dönüşümü, “kimsenin geride bırakılmaması” sloganıyla adil ve kapsayıcı bir geçişi ve Avrupa Birliği’nin (AB) küresel iklim aktörlüğü rolünü içeren geniş kapsamlı bir stratejik vizyon olma niteliği taşıyor. Bu vizyon çerçevesinde; emisyon yoğun sektörlerde karbon fiyatlandırmasının kapsamının genişletilmesinden döngüsel ekonomiye, gıda sistemlerinin ekolojik dönüşümünden enerji sektörünün karbonsuzlaştırılmasına pek çok farklı alanda yapısal değişimi hedefleyen yeni düzenlemeler öngörülüyor. 

Bu düzenlemelerden biri, sınırda karbon vergisi mekanizmasıdır. Türkiye’de en yoğun biçimde tartışılan sınırda karbon vergisi mekanizması, CO2 emisyonlarının fiyatlanmadığı veya AB’ye göre daha düşük fiyatlandığı ülkelerden alınacak ürünler için ilave bedeller ödenmesini öngörüyor. Türkiye, halihazırda karbonu fiyatlandırmıyor, yani bir karbon vergisi veya emisyon ticaret sistemi uygulamıyor. AB’de ise emisyon ticaret sistemi aracılığıyla çimento, elektrik üretimi, demir çelik, alüminyum, gübre sektörlerindeki ürünler için CO2 emisyonları nedeniyle ton başına 90 avronun üzerinde ilave maliyetler söz konusu. İhracatının %40’ını AB ülkelerine gerçekleştiren Türkiye’de de bu sektörlerde aynı yönde bir düzenleme yapılması kaçınılmaz. Bir başka deyişle, emisyon yoğun sanayimizi dönüştürmemiz yalnızca iklim kriziyle mücadele için değil ticari açıdan da şart. 


PARİS İKLİM ANLAŞMASI'NI ONAYLAYAN TÜRKİYE’NİN ULUSAL KATKI BEYANI VAR MI?

Evet. Ancak bu hedef 2015 yılında verilmişti.

Paris İklim Anlaşması'nı onaylamasının ardından geçen yıl gerçekleştirilen 26. İklim Zirvesi’nde, ülkelerin 2022 sonuna kadar daha iddialı iklim hedefleri ile gelmesi kararı alındı. Türkiye de bu toplantıda alınan tüm kararların, ülkenin ulusal ve uluslararası taahhütleri için birinci derecede yönlendirici olacağını belirtti.

Türkiye, 2021'de Kasım ayında Mısır’da gerçekleştirilen 27. İklim Zirvesi’nden (COP27) önce 2015’te verdiği %21 artıştan azaltım taahhüdünü %41 olarak güncelledi. 2015'te sunulan referans senaryonun aynı kaldığı bu hedefe göre Türkiye'nin emisyonları azalmak yerine %32 artacak. 

Paris İklim Anlaşması, iklim krizinin önüne geçmek amacıyla tüm devletlerin ortak hareket etmeleri gerektiğini kabul ettikleri, Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası bir anlaşmadır. 

2 Aralık 2015'te Paris'te düzenlenen COP21'de 197 hükümet tarafından tarafından kabul edilmiş ve 4 Kasım 2016'da yürürlüğe girmiştir. Günümüz itibariyle, 192 ülke ve Avrupa Birliği olmak üzere Anlaşmanın 193 tarafı var.  

Anlaşma, iklim krizinin önüne geçmek için küresel sıcaklık artışını 2°C ile sınırlandırmayı, mümkünse 1,5°C’nin altında tutmayı amaçlar. 


TÜRKİYE’NİN BUGÜNE KADARKİ EN YÜKSEK SERA GAZI SALIMI NE OLDU?

Türkiye’nin bugüne kadarki en yüksek sera gazı emisyonu 2017’de 528 MtCO2e olarak gerçekleşti. Türkiye’nin en güncel verisi ise 2020 yılına ait ve 523,9 MtCO2e’dir. Bu seviye ile Türkiye, en fazla sera gazı emisyonuna sebep olan ülkeler arasında 16. sırada. Küresel sera gazı emisyonlarının %1’inden sorumlu olsa da  kişi başı emisyon açısından gittikçe artan bir ivmede ve bu durum da küresel iklim hedeflerine ulaşılması açısından bir risk yaratıyor.  Dolayısıyla Türkiye’nin gerçekçi bir hedefle sorumluluk alması iklim değişikliği ile mücadele çabalarına önemli bir katkıda bulunacak. 


TÜRKİYE’NİN MEVCUT İKLİM HEDEFİ NEDİR?

Türkiye, 2015 yılında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Sekretaryası'na (BMİDÇS) Ulusal Katkı Niyet Beyanı’nı sundu. Buna göre 2030’a kadar mevcut politikalar senaryosuna kıyasla emisyonlar için en az %21 artıştan azaltım azaltım hedefi verdi. Artıştan azaltım yaklaşımı ile yapılan bu hesaplamaya göre Türkiye'nin sera gazı salımı, hiçbir önlem alınmadığı durumda 2030 yılında ulaşacağı 1.175 MtCO2e’den, iklim eylemleri ile alınacak önlemler sayesinde 2030 yılına gelindiğinde 929 MtCO2e düşürülecek. Bir başka deyişle, önce iki katı artacak*, sonrasında %21 azalacak. Türkiye Paris Anlaşması’nı onayladığı için Ekim 2021’de bu hedefini Ulusal Katkı Beyanı olarak tekrar sundu.   

*2015 yılında verilen hedefin referans yılı olan 2012’deki sera gazı emisyonu 430 MtCO2e’ydi ve 2030 yılında 1.175 MtCO2e’ye çıkması öngörüldü. 


TÜRKİYE’NİN 2030 İKLİM HEDEFİ NEDİR VE NE OLMALI?

2030 iklim hedefi, devletlerin iklim değişikliğine neden olan sera gazı salımlarını azaltmak üzere bugünden 2030’a kadar belirledikleri hedefleri ifade eder. 2030 hedefleri, 2050’ye doğru giderken ara hedefin belirlenmesi ve takip eden yıllarda atılan adımların ne kadar etkili olduğuna göre gereken iyileştirmelerin zamanında yapılabilmesi için önemli.   

Mısır'da devam eden 27. İklim Zirvesi’nde (COP27) ülkeler, Paris İklim Anlaşması kapsamında, uzun vadeli hedeflerini açıklıyor. Bu çerçevede Türkiye, 15 Kasım 2022 tarihinde 2030 iklim hedefini %41 artıştan azaltım olarak açıkladı. 2015’teki baz senaryoya dayandırılan hedef, Türkiye'nin emisyonlarının önce 1.175 MtCO2e’ye çıkarılacağı ve idarenin alacağı önlemlerle 700 MtCO2e civarına indirileceği anlamına geliyor.  Türkiye adına Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından sunulan hedef Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Sekretaryası’na sunulacak. 

Türkiye’de iklim ve enerji politikaları alanında çalışan sivil toplum ve düşünce kuruluşları, Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefine ulaşabilmesi için 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarını 340 MtCO2e’nin altına indirmesini talep ediyor. Bu hedef, 523,9 MtCO2e (2020) olan  sera gazı emisyonlarının 2030 yılına kadar en az %35 mutlak azaltılması anlamına geliyor. 

Mutlak azaltımın benimsenmesinin önemi şuradan da anlaşılabilir: İklim hedefi veren tüm ülkeler 2030 Ulusal Katkı Beyanını artıştan azaltım yaklaşımıyla yapması halinde küresel ortalama sıcaklıklar 4°C’nin üzerinde bir patikaya doğru sürüklenir.


%35 MUTLAK EMİSYON AZALTIM HEDEFİ NASIL BAŞARILABİLİR?

Sera gazı salımlarında en büyük pay elektrik üretiminden kaynaklanan karbondioksit emisyonları. Türkiye için enerji sektörü kaynaklı emisyonları ağırlıklı olarak inceleyen bilimsel raporlar, , elektrik üretiminde kömür kullanımını aşamalı olarak sonlandırarak, ulaşım ve sanayide ise büyük yapısal değişikliklere gitmeden, ancak önlemler alarak, Türkiye’nin 2030’a kadar sera gazı emisyonlarını 340 MtCO2e seviyesine indirmesinin gerçekçi ve mümkün olduğunu gösteriyor.


%35 MUTLAK EMİSYON AZALTIMI İÇİN HANGİ ÖNLEMLERDEN BAHSEDİLİYOR?

Türkiye’de sera gazı emisyonlarının 2030 yılına kadar (2020 seviyesine kıyasla) %35 oranında azaltılabilmesi aşağıda sıralanan önlemlerle mümkün. Bunun için 2030’a kadarki süre içinde hazırlık yapılmalı ve elektrik üretim, ulaşım, sanayi ve binalarda çeşitli önlemler hayata geçirilmeli. 

Elektrik üretiminde; 

  • Kömürden tamamen çıkılması
  • Elektrik üretiminde yenilenebilir enerji kaynakların payının % 75’e çıkarılması 

Ulaşımda;

  • Elektrikli araç sayısının toplam araç sayısı içerisindeki oranının binek araçlarda % 20’ye, toplu ulaşım ve yük taşıma araçlarında ise %10’a  çıkarılması
  • Demiryolu yatırımları artırılarak bireysel araç kullanımında %5, toplu ulaştırma ve yük taşımacılığında ise %10 oranında raylı sisteme geçiş yönünde tercih değişikliği sağlanması

Sanayi, tarım ve hizmetlerde;

  • Enerji kullanımından kaynaklanan emisyonların azaltılması için enerji verimliliği
  • Elektrifikasyon yani sanayide veya hizmet sektöründe gaz yerine, tarımda petrol yerine elektrik enerjisinin kullanılması
  • Doğrudan yenilenebilir enerji kullanımının artırılması 

Binalarda; konutlarda ve ticari/kurumsal binalarda ısınma amaçlı kömür ve sıvı fosil yakıt (mazot vb) kullanımının sonlandırılması ve büyük ölçüde elektrikle ısınmaya geçilmesi. 


KÜRESEL HEDEFİN 1,5°C İLE UYUMLU OLMASI İÇİN TÜRKİYE NE KADAR AZALTIM YAPMALI?

Dünya Meteoroloji Örgütü’ne göre bugün küresel ortalama sıcaklıklar, sanayi öncesi döneme göre 1,1°C daha yüksek. Kritik eşik 1,5°C (2100’e kadar). Yaşam için, gezegen ve tüm canlılar için kritik olan bu eşiği geçmemek için 2050 yılına kadar küresel çapta emisyonların net sıfır seviyesine inmesi gerekiyor.

Küresel emisyonları 2050'ye kadar sıfırlamak ve ortalama sıcaklık artışını 1,5°C’de tutmak ancak tüm devletlerin ortak çabası ve iddialı hedefler koyması ile başarılabilir. Bunun için 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarında keskin bir düşüş sağlayacak acil ve güçlü azaltım önlemlerine, yani iddialı iklim hedeflerine ihtiyaç var. 

Uluslararası bilimsel modelleme çalışmalarına göre Türkiye’nin bu hedefe katkıda bulunması için mevcut sera gazı salımını 2030’a kadar 288 MtCO2e’ye indirmesi gerekiyor. Bu da, 2020 yılına kıyasla yaklaşık olarak %45 oranında bir mutlak azaltım anlamına geliyor. 


ÜLKELERİN VERDİĞİ TAAHHÜTLER YETERLİ Mİ?

Hayır

Paris Anlaşması’nın küresel sıcaklık artışını yüzyıl sonu itibarıyla 1,5°C sınırının altında tutma hedefini benimseyen ve net sıfır hedefi açıklamış ülke sayısı 137. Bu rakam küresel emisyonların %83’ünü, ekonominin %91’ini ve nüfusun %80’ini oluşturuyor. İklim bilimi, Amerika Birleşik Devletleri ve Çin gibi karbon emisyonu en yüksek ülkelerin de verdiği hedefler, net sıfır emisyona ulaşılmasını sağlasa bile küresel sıcaklık artışının 2,2°C’yi bulacağını söylüyor.

Net sıfır hedefi veren ülke sayısının artması ve mevcut hedeflerin bir bölümünün daha erken bir tarihe çekilmesi gerekliliği bir yana, bu hedeflerin kısa ve orta vadeli hedef ve planlarla da desteklenmesi gerekiyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın ve iklim hedeflerini izleyen bağımsız bir kuruluş olan Climate Action Tracker’in analizlerine göre COP26’da ortaya konulan kısa vadeli hedefler, bizi 2,4°Clik bir ısınmaya doğru götürüyor.


ULUSAL KATKI BEYANI, ÜLKELER ARASINDAKİ İLİŞKİLERİ NASIL DÜZENLER?

Ülkelerin kendileri tarafından belirlenen beyanlar diplomatik olarak bağlayıcıdır. Beyanlara uymayan ülkelere uluslararası bir yaptırım uygulanmasa da, iklim politikalarının giderek ortaklaştığı merkezileştiği bir dönemde, diplomatik ve ticari ilişkilerde ülkelerin konumu açısından beyanların yerine getirilmesi önem taşıyor. 2019 yılında kabul edilen Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ihracatında uyması gereken Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın iklim politikasına etkisi açısından bir örnek olarak gösterilebilir.  


İKLİM KRİZİNİN ÇÖZÜMÜNDE İKLİM HEDEFLERİ NEDEN ÖNEMLİ?

Küresel ortalama sıcaklıkların 1,5°C’yi aşmaması için 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarında keskin bir düşüş sağlayacak acil ve güçlü azaltım önlemlerine, yani iddialı iklim hedeflerine ihtiyaç var. Bu hedefler karbondioksit emisyonlarının 2030 yılına kadar (2010 yılına kıyasla) %45 azaltılmasını gerektiriyor.


2030 İKLİM HEDEFLERİ TÜRKİYE VE DÜNYA İÇİN NEDEN ÖNEMLİ?

Küresel ortalama sıcaklıkların 1,5°C’yi aşmaması için 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarında keskin bir düşüş sağlayacak acil ve güçlü azaltım önlemlerine, yani iddialı iklim hedeflerine ihtiyaç var. Bu hedefler sera gazı emisyonlarının 2030 yılına kadar (2019 yılına kıyasla) %43 oranın azaltılmasını gerektiriyor. 

2030 iklim hedefi; 2030 yılına kadar emisyon azaltımı için verilmesi gereken somut ara hedef anlamına geliyor. 2050’ye doğru ilerlerken dönüşüm için ekonomilerin net bir sinyali alması, alınmış olan önlemlerin gözden geçirmelerle etkinliğinin değerlendirilmesi ve hedeften uzaklaşılması durumunda yeni önlemlerin zamanında devreye alınabilmesi açısından 2030 gibi bir ara hedefin belirlenmesi önem taşıyor. 

Türkiye, 2030 yılına gelindiğinde yeteri kadar sera gazı emisyonu azaltımı gerçekleştirmediği takdirde, sonraki yıllarda çok daha keskin, hızlı ve maliyetli (dramatik) emisyon azaltım önlemleri alınması gerekecek. Karbosuzlaşan diğer ülkeler gibi dönüşümün faydalarından zamanında yararlanamayacak ve düşük karbonlu ekonomiye dönüşümün bazı risklerinden kaçınmak için yeterli zamanı olmayacak. Geciktirildiği ölçüde zorlaşan ekonomik dönüşümün maliyeti de gittikçe yükselecek.

Özetle Türkiye için güçlü 2030 iklim hedefleri önemli çünkü bu sayede; 

  • küresel ısınmanın 1,5℃ ile sınırlandırılmasına yönelik küresel çabalara anlamlı katkı sağlayabilir,
  • 2053 net sıfır emisyon hedefini gerçekleştirebilir, 
  • planlı ve daha az maliyetli şekilde iklim politikaları hayata geçer.

TÜRKİYE’DE İDDİALI BİR İKLİM HEDEFİNİN VE DÖNÜŞÜMÜN FAYDALARI NELER?

İklim değişikliği toplumun gündeminde daha fazla yer alırken, ekonomi politikaları ve uluslararası ilişkileri de etkileyecek şekilde merkez siyasetin konusu oluyor. Ülkelerin net sıfır emisyonu hedefleyen iklim politikaları, iklim değişikliğinin günümüzdeki etkileri ve gelecekte neden olacağı ekonomik kayıpların önüne geçmenin yanı sıra yeni bir ekonomik düzene de öncülük edecek. Dolayısıyla Türkiye güçlü iklim politikaları oluşturarak bu yeni düzenin kurulmasında yer alma fırsatına sahip olabilir. 

Dünya ekonomisinin altyapısı; doğayı, insanları ve gelir kaynaklarını, insan kaynaklı iklim değişikliğinin etkilerinden korumak için dönüşürken, Türkiye’nin bu yıl vereceği güçlü iklim  hedefi, ülke ekonomisini iklim risklerine ve geleceğe hazırlayarak bugünden kazandırmaya başlayabilir. Bu fayda ve kazançlar şöyle özetlenebilir;

1. Yenilenebilir enerjiye geçiş enflasyonu düşürür: Güneş ve rüzgardan daha fazla elektrik üretebilseyik, tüketici enflasyonu 7 puan daha düşük olabilirdi. Yenilenebilir enerjiden elektrik üretiminin daha yüksek olduğu bir senaryoda, Temmuz 2022 itibarıyla % 144,6 olan yıllık ÜFE enflasyonunun % 129,2 ve aynı dönemde % 79,6 olan yıllık TÜFE enflasyonunun ise % 72,39 olacağı hesaplanıyor. 

2. Enerjide kendine yeterlilik başarılabilir: Türkiye’nin kullandığı fosil kaynakların (petrol, gaz ve kömür) %78’i yurt dışından ithal ediliyor. Oysa ki, yenilenebilir enerji kaynaklarından güneş ve rüzgar, gücünü doğadan alıyor; kaynak maliyeti ve dışa bağımlılığı fosil yakıtlara göre neredeyse yok. EMBER’in çalışmasına göre Türkiye’nin güneşi ve rüzgarı ile üretilen elektrik 1 yıl içinde 7 milyar dolar enerji ithalatını önledi. Bu rakam, Türkiye'nin yaklaşık 1 aylık enerji ithalatına denk geliyor.    

3. Enerji maliyetleri düşer: Türkiye'nin 2022’de toplam 19 gigavat olan güneş ve rüzgar enerjisi kurulu gücü, planlanan projeler hızlıca hayata geçirilip 36 gigavat kapasiteye olsaydı, elektrik üretme maliyeti %11,8 oranında daha ucuz olacaktı (2022 yılının ilk 6 ayındaki değerlere göre). "Kömürden Çıkış 2030” raporuna göre, kömürden çıkıp güneş, rüzgar, bataryaya dayalı bir sisteme geçiş ile 2035’e gelmeden elektrik üretim maliyeti azalıyor. İklim dostu yenilenebilir enerji yatırımları ve enerji verimliliği aynı zamanda konut ve sanayideki yüksek elektrik faturalarının düşmesine de yardımcı olacak. Bu, özellikle, yoksul kesimin hane halkı refahına doğrudan etki edebilecek bir sosyal fayda anlamına geliyor.

4. Yeni istihdam alanları yaratılır: Her 1 milyon dolarlık yenilenebilir enerji yatırımı en az 10 kişiye istihdam yaratırken, aynı yatırımın kömüre yapılması işgücünde sadece 2 kişiye yer açıyor. Güneş ve rüzgar enerjisi yatırımları, kömürün 5 katı istihdam potansiyeli yaratıyor. SEFiA’nın hesaplamasına göre Türkiye’de 2053 net sıfır emisyon vizyonuna uyumlu bir elektrik sektörü dönüşümünün 2030’a kadar güneş enerjisinde 71 bin, rüzgar enerjisinde 141 bin ek istihdam yaratabileceği, 2050 yılına kadar ise söz konusu sektörlerdeki ek istihdamın sırasıyla 455 bin ve 330 bine erişebileceği hesaplanıyor (2021 istihdam değerlerine göre). 

4. Sağlık sorunları ve sorunların kamuya maliyeti azalır: Kömürlü termik santrallerden çıkan kirletici gaz ve maddeler hava kirliliğine ve sağlık sorunlarına sebep oluyor; kamu bütçesine büyük bir sağlık maliyeti yaratıyor. Türkiye’de 55 yıldır çalışan kömürlü termik santrallerinin en az 320 milyar avro sağlık maliyetine ve en az 200 bin kişinin erken ölümüne sebep olduğu tahmin ediliyor. Oysa ki, güncel bir çalışmaya göre kömür santralleri 2030’a kadar kapatılırsa 102 bin 601 erken ölüm engellenebilir, sağlık sorunlarının getireceği 3,1 trilyon TL (194 milyar euro) sağlık maliyeti ortadan kaldırılabilir. Enerji üretiminde güneş ve rüzgarın birincil rol oynayacağı senaryoda hava kirliliği ve sağlık maliyeti azalacak.

5. Rüzgar ve güneşi merkeze alan yüksek teknolojili, katma değerli yatırım alanları gelişir: Türkiye, enerji santrallerinin ekipmanlarını yurt dışından alıyor. Oysa ki, enerji dönüşümünde başta rüzgar ve güneş enerjisi olmak üzere gereken söz konusu ekipman ve teknolojilere yatırım yapılır ve bu ekipmanlar yurt içinde üretilirse, enerji dönüşümünü destekleyen, katma değerli ve yüksek teknolojili yatırım alanları gelişir. İPM’nin “Yan Faydalar” çalışmasına göre güneş ve rüzgardan elektrik üretim kapasitesinin artması sanayi üretimindeki ilgili değer zincirini büyütecek; güneşte 15-25 GW’lık kapasite ilaveleri 0,8 milyar dolar olan üretimi 6,8 - 11,3 milyar dolar kadar arttırabilir. TEPAV çalışması ise rüzgar ve güneşi merkeze alan bir enerji dönüşümünün, kömürlü termik santrallere kıyasla teknoloji içeriği yüksek bir sanayi gelişimini sağladığını gösteriyor.

5. Küresel iklim finansmanına erişim olanağı artar: Adil geçiş fonları gibi düşük karbonlu ekonomiye dönüşümün finansmanı imkanlarına erişim fırsatları bulunuyor. Örneğin, Güney Afrika, elektrik sektörünü kömürden arındırma taahhüdü ile 8,5 milyar dolarlık bir fona erişti. Benzer fonlar, Türkiye’nin de erişimine açık. Türkiye’nin bu fonlardan yararlanması için iddialı iklim eylemlerini taahhüt etmesi gerekiyor. 

6. Küresel düşük karbonlu dönüşüme karşı daha dayanıklı bir ekonomi kurulur: AB ülkelerinin, petrolle çalışan yeni araçların satışını sonlandırmayı hedeflemesi ve elektrifikasyonun tüm sektörlerde artacağı yönündeki planları ve beklenti, en önemli ihracat pazarı AB olan Türkiye için ticaret imkanlarını etkileyebilir. SEFiA çalışmasına göre Türkiye, AB’de güç kaybetmemek için fırsatı şimdiden değerlendirerek yenilenebilir enerji ve elektrifikasyona uyumlu ürünlere yatırıma odaklanabilir. Böylece, ihracatta yaşanabilecek sıkıntıların çözümü için önemli bir alan açılmış olur.   

7. İşsizlik ve yoksullukla mücadele olanağı yaratılır: Boğaziçi Üniversitesi tarafından yapılan TÜBİTAK projesinin sonuçları; iklim eyleminin kalkınmayı engellediğini iddia edenlerin aksine, büyümek için daha çok sanayileşmek ve bu nedenle daha çok kirletmek zorunda olmadığımızı gösteriyor. Önemli olan, planlanan sanayileşmenin nasıl olacağı. Çalışma gösteriyor ki iklim değişikliğiyle ilgili politika yapmak ekonomiyi daraltmaz, aksine büyütür. Çalışmaya göre yenilenebilir enerjinin yoksul bölgelerde istihdam yaratma potansiyeli de fosil yakıtlardan daha yüksek. Yeşil ve adil dönüşüme odaklanan, planlı bir iklim programı ile, ekonominin gelişmesinin yanı sıra yoksullukla mücadele de mümkün.

8. Ölü yatırım riski bertaraf edilir: Güçlü iklim hedefleri, karbon yoğun sektörlerdeki varlıkların faaliyetlerine son kullanma tarihlerinden önce son verilmesini gerektiriyor. Yapılan çalışmalar gösteriyor ki elektrik sektörü, varlıkların atıl kalması ve üretimi etkilemesi bakımından en riskli durumda. Dolayısıyla fosil yakıtlara bağlılığı en hızlı şekilde azaltmak sınırlı finansal kaynakların etkin şekilde kullanılmasını sağlayacak.


TÜRKİYE’NİN SERA GAZI EMİSYONLARININ DAĞILIMI NEDİR?

TÜİK’in açıkladığı istatistikler enerji, endüstriyel işlemler ve ürün kullanımı, tarım ve atık sektörlerinden kaynaklanan, doğrudan sera gazları olan karbondioksit (CO2), metan (CH4), diazotmonoksit (N2O) ve florlu gazlar (F-gazlar) kapsama alıyor. Buna göre, Türkiye’nin 2020 yılındaki sera gazı emisyonu dağılımı şöyle: 

karbondioksit - %79 

metan - %12

diazotmonoksit - % 8 

florlu gazlar - %1 


KÜRESEL EMİSYONLARDAN EN FAZLA HANGİ ÜLKE SORUMLU?

Bu sorunun tek bir cevabı olmasa da farklı açılardan bakıldığında birden fazla ülkenin sorumlu olduğu kolayca söylenebilir.

Mevcut emisyonlara bakılırsa; son verilere göre küresel emisyonların yüzde 50’sinden Çin, ABD, AB ve Hindistan sorumlu. Türkiye, en çok emisyon salımına sebep olan ülkeler listesinde 16. sırada yer alıyor. 

Tarihsel (kümülatif) emisyonlara bakılırsa; emisyonlara ilişkin tarihsel sorumluluk, Sanayi Devrimi’nin başlamasıyla, ülkelerin küresel ortalama sıcaklıktaki artışa tahmini katkısıyla ölçülür. ABD, Rusya ve Avrupa Birliği ülkeleri, Birleşik Krallık listenin başında geliyor. 

Kişi başına düşen emisyonlara göre bakılırsa; ülkenin toplam emisyonlarının kişi başına düşen payı ile farklı bir liste çıkıyor: Katar, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Brunei, Bahreyn ve Suudi Arabistan.

Türkiye, en fazla sera gazı emisyonuna sebep olan ülkeler arasında 16. sırada. Küresel sera gazı emisyonlarının %1’inden sorumlu olsa da  kişi başı emisyon açısından gittikçe artan bir rotada ve bu durum da küresel iklim hedeflerine ulaşılması açısından bir risk yaratıyor.  Dolayısıyla Türkiye’nin gerçekçi bir hedefle sorumluluk alması iklim değişikliği ile mücadele çabalarına önemli bir katkıda bulunacak. 

Bir örnek olarak; Türkiye 2053 yılında net sıfır emisyona ulaşma hedefini ortaya koymuş durumda. Ancak bu hedefe hangi politikalar ve ara hedeflerle ulaşacağı net değil. Mevcut ulusal katkı beyanına yani 2030 hedefine yönelik yapılan değerlendirmeler diğer bütün ülkelerin bu çerçevede hareket ettiği durumda 4 derecenin üzerinde bir ısınma patikasına doğru ilerleyeceğimizi gösteriyor. 

Küresel çabalarla karşılaştırmada başka bir örnek; eğer Türkiye 2030’a kadar emisyonlarını bugüne göre azaltmazsa, kişi başı sera gazı emisyonu, AB ortalamasını geçecek.