Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadelesini ve sera gazı emisyonlarını azaltma yol haritasını yasal bir çerçeveye kavuşturan ilk kapsamlı düzenleme olan İklim Kanunu, yeşil kalkınma vizyonu doğrultusunda emisyon azaltımı, iklim değişikliğine uyum ve bu hedeflere ulaşmak için gereken planlama ve uygulama araçlarını düzenliyor. Kanun ile nihai hedef, Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon taahhüdüne ulaşmak.
İklim Kanunu Ne Zaman Çıktı?
İklim Kanunu, 3 Temmuz 2025 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi ve 9 Temmuz 2025 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Böylece iklim politikası, ilk kez bir çerçeve kanunla yasal zemine taşınmış oldu.
İklim Kanunu’nun Amacı Ne?
Kanunun genel gerekçesinde ve amaç maddesinde öne çıkan başlıklara bakıldığında 2053 yılına kadar net sıfır emisyon hedefine ulaşmak için gerekli hukuki altyapının kurulmasının hedeflendiği görülüyor. Yanı sıra İklim Kanunu yeşil kalkınma vizyonu çerçevesinde ekonomik dönüşümü desteklerken, emisyon azaltımı ve iklim değişikliğine uyum çalışmalarını planlı ve izlenebilir hale getirmeyi amaçlıyor. Kamu, özel sektör ve diğer paydaşlar arasındaki görev ve sorumlulukları da tanımlıyor. İklim Değişikliği Başkanlığı, gerekli tedbirlerin planlanması, düzenlenmesi ve uygulanması konusunda yetkili merci olarak belirleniyor.
İklim Kanunu Ne Getiriyor?
Kanun düzenlemesiyle, iklim hukukunun esasını oluşturan kilit kavramlar yasal çerçeveye kavuşturuluyor. Bu doğrultuda İklim Adaleti, İklim Finansmanı, Net Sıfır Emisyon, Adil Geçiş, Birincil Piyasa, Karbon Kredisi, Denkleştirme, Emisyon Ticaret Sistemi (ETS), Gömülü Sera Gazı Emisyonları ve Gönüllü Karbon Piyasaları gibi tanımlar belirleniyor.
Kanunun en dikkat çeken düzenlemelerinden biri ise Emisyon Ticaret Sistemi (ETS). İklim Değişikliği Başkanlığı’nın kuracağı ETS kapsamında esasları yönetmelikle belirlenen, doğrudan sera gazı emisyonlarına neden olan faaliyetleri yürüten şirketlerin, bahsi geçen faaliyetleri hayata geçirmesi adına İklim Değişikliği Başkanlığı’ndan sera gazı emisyon izni alması zorunlu hale gelecek. ETS kapsamındaki işletmeler, her yıl doğrulanan sera gazı emisyonları kadar tahsisat teslim etmek zorunda olacak.
Böylece Türkiye’de bugüne kadar uygulanmayan karbon fiyatlandırmasının önü açılıyor. Bu, Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) ile uyum açısından da oldukça kritik. Sistemde emisyon yoğun tesisler için sera gazı izni, ölçüm, raporlama ve doğrulama yükümlülükleri tanımlanıyor. Yine Kanun, uygulamayı yürütecek idari yapıyı ve yükümlülüklere uymayanlara yönelik idari para cezalarını düzenliyor. Örneğin doğrulanmış sera gazı emisyonu raporunu süresi içerisinde sunmayanlara, 500 bin liradan 5 milyon liraya kadar idari para cezası verilecek.
İklim Kanunu’na Yönelik Tartışmalar ve Eleştiriler
İklim politikası alanında çalışan sivil toplum ve düşünce kuruluşlarının kanuna yönelik en önemli itirazlarından biri, düzenlemenin sera gazı emisyonlarını azaltmaya dair net bir yol haritası sunmaması ve kömür, gaz ve petrol gibi fosil yakıt kullanımını sonlandırmaya yönelik somut hedefler içermemesi. “Kömür”ün adının dahi geçmemesi bir İklim Kanunu’nun sorgulanmasına da yol açıyor.
Bunun yanı sıra uzmanlara göre etkin bir ETS’nin kurulması için fosil yakıtlardan çıkış ya da tüketimi azaltma hedefi şart. Fosil yakıtlara verilen teşviklerin kaldırılması, sektörel düzeyde emisyon azaltım hedeflerinin belirlenmesi gibi hiçbir çerçeve önlem belirlenmeden ETS kurulması, süreci ticari bir faaliyet olarak tanımlanıyor.
Kanuna yönelik eleştirilerin en can alıcı noktalarından bir tanesi ise kapalı kapılar arkasında hazırlanmasıydı. İklim alanında çalışan STK’lar ve bilim dünyası sürece dahil edilmedi, toplum kanuna dair yeterince bilgilendirilmedi.
Adil geçiş konusu ise bir başka tartışma alanı. Kanun kapsamında elde edilecek gelirlerin yalnızca %10’unun yeşil dönüşüm ve iklim değişikliğiyle mücadele çerçevesinde, adil geçiş sürecinde kullanılması öngörülüyor. Ancak iklim alanında çalışan STK’lar bu oranın, iklim adaleti açısından son derece yetersiz olduğu görüşünde. Ayrıca bu kaynağın nasıl ve kimler için kullanılacağına dair bağlayıcı bir mekanizma da tanımlanmış değil. Bu durum başka soru işaretleri doğuruyor.
Özetle sivil toplum kuruluşları ve uzmanların dikkat çektiği eksiklikler şu şekilde:
- Kanunun net ara emisyon azaltım hedefleri (örneğin 2030 ve 2035 için bağlayıcı rakamlar) içermemesi,
- Fosil yakıtlardan çıkış için somut bir takvim öngörmemesi,
- Adil geçiş ilkelerinin ve etkilenecek işçi/toplulukların korunmasının yeterince güçlü tanımlanmaması,
- Katılımcılık ve şeffaflık mekanizmalarının güçlendirilmesi ihtiyacı.
İklim Kanunu Neden Önemli?
Türkiye, önümüzdeki Kasım ayında Antalya’da COP31’e ev sahipliği yapacak. İklim Kanunu, bu süreçte ülkenin iklim taahhütlerini yalnızca niyet beyanı düzeyinde bırakmayıp yasal bir zemine oturtması açısından önemli bir adım. Kanun enerji dönüşümü, sanayinin karbonsuzlaşması ve AB ile ticaret ilişkileri gibi pek çok alanı doğrudan etkileyecek. Ancak her ne kadar önemli bir adımdan söz etsek de Türkiye’nin iklim politikaları alanında alması gereken daha çok önemli kararlar var.
Yukarıda özetlenen eksiklikler ile beraber Türkiye’nin BM’ye sunduğu son Ulusal Katkı Beyanı (NDC), yani iklim eylem planı emisyonlarda artıştan azaltımı öngörüyor. Buna göre, Türkiye’de emisyonların önce 2035’e kadar 1.109 milyon tona çıkacak şekilde artmaya devam etmesi, yeni hedef ile beraber bu seviyeden yapılacak %42 azaltım ile 643 milyon tona inmesi öngörülüyor. Bu hedefin gerçekleştirilmesi, sera gazı emisyonlarının önümüzdeki 10 yıl boyunca, 2023 yılındaki 483 milyon ton emisyona kıyasla %33 artması anlamına gelecek. COP31’te ülkeler liderlik edecek Türkiye’nin emisyonlarını bir an önce azaltacak bir iklim eylem planı duyurması gerek. Türkiye bu tarihi fırsatı kullanarak ulusal iklim politikasına ivme kazandırabilir hem de uluslararası itibarını kuvvetlendirebilir.