Avrupa’nın İklim Nötr Yolculuğunda Türkiye Nerede Duruyor? – II

Avrupa Birliği’nin (AB) iklim değişikliği ile mücadelesinde önemli bir yer tutan ve aynı zamanda ekonomik büyüme yol haritasını ortaya koyan Avrupa Yeşil Mutabakatı, Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor. Türkiye’nin uluslararası rekabette gücünü koruması ve hatta elini daha da güçlendirmesi için mutabakata ve getirilerine uyum sağlaması oldukça önemli. Enerji dönüşümüyle birlikte sanayi dönüşümünü de destekleyerek uluslararası iş birlikleri aracılığıyla finansman fırsatları değerlendirilebilir. En büyük ticari ortağımız olan AB’nin ortaya koyduğu stratejide bizi doğrudan ilgilendiren başlık ise Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM).

SKDM emisyon yoğun ürünlerin ithalatında karbon fiyatlandırması uygulamasıyla hem ithal hem yerli ürünlerin aynı vergilendirmeye maruz kalmasını, böylece karbon yoğun ürünlerin yurt dışında üretilerek karbon salımının vergiden kaçınarak yer değiştirmesini, yani karbon kaçağının önlenmesini amaçlıyor. SKDM’nin ilk aşaması demir-çelik, çimento, alüminyum, gübre, elektrik ve hidrojeni kapsıyor ve 2026 itibarıyla mali yükümlülükler başladı.  

Uygulama kapsamındaki 6 sektörde, AB’ye, örneğin 2023’te yaklaşık 10 milyar dolarlık ihracat yapıldı ve söz konusu ürünlerde AB’ye ihracatın toplam ihracat içindeki payı %42 oldu. Bu da bahsi geçen miktar ve orandaki ihracatın SKDM’den etkileneceği anlamına geliyor. Türkiye, uygulama kapsamındaki sektörler arasında AB’ye en çok demir-çelik ihracatı yapan ülke. 2023’te 6 milyar 255 milyon 273 bin dolarlık ürün AB ülkelerine gönderildi. Bu sektörde AB’nin, Türkiye’nin ihracatı içindeki payı ise %39 oldu. AB’ye alüminyum ihracatı ise yine aynı dönem için 3 milyar 16 milyon 722 bin dolar oldu. Bu rakam, Türkiye’nin alüminyum ihracatında %59’a denk geliyor. Söz konusu dönemde 232 milyon 996 bin dolarlık gübre, 149 milyon 41 dolarlık elektrik, 116 milyon 901 bin dolarlık çimento ve 8 bin dolarlık hidrojen ürünü AB’ye ihraç edildi. Uygulama kapsamındaki sektörlerin sayısının da gelecek dönemde artması bekleniyor.

 

Karbon Fiyatlandırması Maliyetleri Düşürebilir

Türkiye, SKDM’nin ekonomiyi nasıl etkileyeceğini dair çalışmalarını hızlandırmış durumda. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlı çalışan İklim Değişikliği Başkanlığı’nın hazırladığı bir analize göre, demir-çelik SKDM’den en çok etkilenecek sektör olarak öne çıkıyor. Çimento sektörü ise ikinci sırada yer alıyor. Ulusal bir karbon fiyatlandırması uygulaması ise maliyetleri düşürebilecek bir öneri olarak analizde yer alıyor. 

Tam da bu noktada, karbon fiyatlandırmasının ve Emisyon Ticaret Sistemi’nin (ETS) ne anlama geldiğine bakmak önümüze daha net bir tablo koyabilir. Karbon fiyatlandırması, sera gazı emisyonlarının yol açtığı zararların maliyetini, bu emisyonlara neden olanların üstlenmesini sağlayan bir mekanizma. Bu sistem, ürünlere verilen zarar, sıcak hava dalgaları ve kuraklık nedeniyle artan sağlık maliyetleri, sel ve deniz seviyesinin yükselmesi sonucu mülk kaybı gibi dış maliyetleri kapsıyor. Buradan elde edilen gelir iklim ve doğa ile ilgili projelere aktarılabildiği gibi yeşil dönüşüm alanında da kullanılabiliyor. ETS ise, atmosfere sera gazı salan kuruluşların (ülkeler, şirketler veya üretim tesisleri gibi) bu emisyonları (izin veya tahsisat olarak) kendi aralarında satın almalarına ve satmalarına olanak tanıyan bir piyasa mekanizması. Uluslararası Karbon Eylem Ortaklığı (ICAP), yayımladığı yıllık “Emissions Trading Worldwide Status Report” (Dünya Çapında Emisyon Ticaretinin Durumu Raporu) isimli raporunda, küresel ETS’lerin 2025’te 79 milyar dolar ile rekor seviyede gelir elde ettiğini aktarıyor. Bu alanda çok daha büyük bir potansiyelin olduğu da vurgulanıyor çünkü uygulanan karbon vergileri ve ETS’ler küresel emisyonların sadece %26’sını kapsıyor. Daha büyük bir kapsam, daha fazla gelir anlamına geliyor. Gelirin yanı sıra Paris Anlaşması’nın sıcaklık hedeflerine ulaşmak için karbon fiyatlandırmasının ve ETS’lerin kapsamının daha da büyümesi gerekiyor. Türkiye’nin ise şu an için bir ETS’si bulunmuyor ancak birazdan değineceğimiz üzere, önümüzdeki dönemde bu araçların devreye girmesi planlanıyor. 

İdari raporlaması 2024’te başlayan SKDM’nin 2026’da finansal yükümlülükleri devreye girdi. Türkiye’nin, SKDM’nin uygulanmaya başlamasıyla güçlü ve aktif bir iklim politikası izlemesi elzem. Böylece ekonomik kazancı artarken çevre açısından da çok daha olumlu sonuçlar elde edebilir. Sera gazlarının ülke içinde fiyatlanacağı bir sistem kurulması halinde, mevcut yaklaşımla devam edilen duruma kıyasla, emisyonlar ve cari açığın düşeceği, GSYH’nin ise %3 daha büyük olacağı hesaplanıyor. İhracatçıların her yıl AB’ye ödeyeceği 1,1 ila 1,8 milyar euroluk vergi ise, Türkiye’de kalmış olacak. 

İklim Değişikliği Başkanlığı’nın çalışmasına dönecek olursak, analiz farklı karbon fiyatlandırmaları durumunda Türkiye’nin ekonomik kazançlarını ve kayıplarını belirliyor. Buna göre; AB’ye ihraç edilen hedef ürünlerdeki emisyonlar dikkate alınarak 1 ton karbon başına 75 euroluk bir SKDM ücreti varsayıldığında, ki Avrupa Komisyonu tarafından 7 Nisan 2026 tarihi itibarıyla ilk çeyreğe ilişkin ortalama sertifika fiyatı 75,36 avro olarak açıklandı, sanayiye yönelik potansiyel yıllık SKDM maliyetleri 2027 yılında 138 milyon euroya ulaşıyor. Öte yandan SKDM ücretinin 1 ton karbon başına 150 euroya yükselmesi halinde bu maliyetlerin 2032 yılına kadar yıllık 2,5 milyar euroya yükselebileceği tahmin ediliyor. Bunun zaman içinde hesaplamaya dahil olacak sanayi kolları için artan bir SKDM ücreti yüküne sebep olacağı öngörüler arasında yer alıyor. Raporda belirtildiği üzere, Türkiye’nin 1 ton karbon başına 20 euroluk bir ulusal karbon fiyatı uygulaması durumunda, potansiyel SKDM maliyetleri 2027 yılında yılda 56 milyon euroya düşebilir. Bu rakamın 50 euroya yükselmesi durumda ise, SKDM maliyetlerinin 2032 yılına kadar yıllık 1,08 milyar euroya düşmesi bekleniyor. Bu, SKDM maliyetlerinin 1,5 milyar euro azalacağı anlamına geliyor. Kısacası emisyona neden olan şirketlerin ton başına ürettikleri karbon için daha fazla ödeme yapmaları durumunda Türkiye ekonomisi fayda sağlayabilir. 

 

Türkiye Nasıl Bir Emisyon Ticaret Sistemi Kurmalı?

Bunun yanı sıra SKDM sektörlerinde güçlü bir yapısal dönüşüm de gerekli. SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nin çalışmasına göre SKDM’de uluslararası rekabet için önümüzdeki 10 yıl oldukça kritik. Bu süre içinde ekonomik maliyetleri azaltma ve verimliliği artırmaya yönelik sanayi, ticaret ve karbonsuzlaşma eylemlerini hayata geçirmek gerekiyor. Bu yol haritalarının SKDM sektörleriyle beraber, bunların ilişkide olduğu tüm sektörleri içermesi de öneriliyor. Çalışmada, SKDM’den kaynaklı doğrudan maliyetleri azaltmak için ek önlemlere ihtiyaç duyulabileceği belirtilerek şu maddeler tavsiye ediliyor:

– Türkiye’nin karbon fiyatlaması ve ETS uygulamasına geçmesi,

– Yerel karbon vergisi gelirlerinin dönüşümün finansmanında kullanılması,

– Uluslararası iş birliği ve finansman.

Türkiye ise ETS’sini 2027 yılında devreye almayı planlıyor. TBMM’de kabul edilen İklim Kanunu da ETS’nin kurulmasını öngörüyordu. Buradan elde edilecek gelirlerin yeşil dönüşüm ve iklim değişikliğiyle mücadele amacı dışında kullanılamayacağı belirtiliyor. Ancak, söz konusu ETS yapısının ne denli işlevsel olduğu ise soru işaretleri barındırıyor. Türkiye’nin iklim alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarını bir araya getiren İklim Ağı, sera gazı emisyonlarının azaltımını hedeflemeden devreye alınacak bir ETS’nin, endişeye neden olduğunu belirtiyor: “Fosil yakıtlara verilen teşviklerin kaldırılması, sektörel düzeyde emisyon azaltım hedeflerinin belirlenmesi gibi hiçbir çerçeve önlem belirlenmeden ETS kurulması, süreci ticari bir faaliyet olarak tanımlamaktadır.” Kanun kapsamında ETS’den gelecek gelirlerin %10’u adil geçiş için kullanılacak. Ancak İklim Ağı, bu oranın iklim adaleti açısından son derece yetersiz olduğunu aktarıyor ve bu kaynağın nasıl ve kimler için kullanılacağına dair bağlayıcı bir mekanizmanın da tanımlanmadığını hatırlatıyor.

Türkiye bu yolda enerji dönüşümü ile sanayisini karbonsuzlaştırarak hem iklim değişikliği ile mücadelesini hem de ekonomisini güçlendirme fırsatına sahip. Ülkemiz; kömür, petrol ve gaz gibi kirletici kaynaklara nazaran gün geçtikçe ucuzlayan yerli ve temiz güneş ve rüzgar enerjisi kaynaklarına yatırımı hızlandıracak bir yol haritası ile döngüsel ekonomi gibi daha az kaynakla daha verimli bir ekonomik modeli de benimseyerek sürdürülebilir üretim, inovasyon ve ekonomik dayanıklılık alanlarında küresel bir lider olma potansiyelini açığa çıkarabilir.

Paylaş:

İlginizi Çekebilir

Bu sayaç Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın tarafından aylık olarak yayımlanan enerji ithalat maliyeti verilerine dayanarak hazırlandı. Burada paylaşılan maliyetin çok büyük bir bölümü kömür, gaz ve petrol ithalatından kaynaklanmaktadır. TCMB verileri yaklaşık 2 ay geriden paylaşıldığı için son 2 aylık veriler geçmiş profilden yararlanarak tahmin edilmiştir. TCMB yeni verileri açıklandıkça sayaç güncellenecektir.