Enflasyonla boğuşan Türkiye’de alım gücü her geçen gün daha da azalıyor. Enflasyonu şiddetlendiren en önemli kalemlerden birini ise enerji kaynakları tercihi, yani gaz, petrol ve kömür ithalatı oluşturuyor. Türkiye enerji üretimi için kullandığı bahsi geçen bu üç kaynağın %78’ini ithal ediyor. Örneğin 2025’te üçte ikisi ithal kaynaklara dayanan kömürden elektrik üretimi %34’lük payla birincil kaynak olmayı sürdürüyor. Yapılan bir hesaplama ise, Türkiye’nin 2021’de Paris Anlaşması’nı onaylamasından bu yana geçen sürede toplamda 330 milyar dolarlık fosil yakıt ithalatı yaptığını ortaya koyuyor. Bu rakam her saniye 1714 dolar artmaya devam ediyor!
Enerji üretiminde ithalata bu denli bağımlı olduğumuzda faturalar da haliyle yükseliyor. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye de faturaları düşürmek için fosil yakıt teşviklerine başvuruyor.
Aslında son zamanlarda telefonumuza gelen faturalara dair mesajlarda da bu ayrıntı var. Diyelim ki ilgili dönem için gaz faturanız 1,300 TL geldi. Mesajda bu meblağın 500 TL’lik kısmının devlet tarafından ödendiği belirtiliyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar da yaptığı açıklamalarda gaz faturalarının yaklaşık %45’ini devletin karşıladığını duyurmuştu.
Peki nedir bu fosil yakıt teşviki? Fosil yakıt üretim maliyetini düşüren, petrol, gaz veya kömür şirketlerinin devletten aldığı fiyatı artıran veya fosil yakıt tüketicilerinin devletin bu şirketlere ödediği para sayesinde faturayı düşüren herhangi bir hükümet eylemi olarak adlandırılıyor. Esasen, bu, diğer enerji kaynaklarına kıyasla fosil yakıtların lehine sistemi manipüle eden bir yöntem. En belirgin teşvikler arasında doğrudan finansman ve vergi indirimleri bulunuyor. Ancak teşvik olarak sayılabilecek birçok faaliyet de mevcut. Bunlar arasında; uygun oranlarda krediler ve garantiler, hükümetlerin fosil yakıt şirketlerine piyasa fiyatlarının altında toprak ve su gibi kaynaklar sağlaması, karbon yakalama ve depolama gibi aslen fosil yakıt üretimini artırmayı amaçlayan geleceği belirsiz teknolojiler de dahil olmak üzere araştırma ve geliştirme fonları, terk edilmiş petrol ve gaz kuyularının, petrol sızıntılarının vb. temizlenmesi yer alıyor.
Fosil Yakıt Teşvikleri Sağlığa Zarar Veriyor
Uluslararası Para Fonu’na (IMF) göre, küresel olarak fosil yakıt sübvansiyonları, 2022’de 7 trilyon dolara ulaştı. Bu rakam küresel GSYH’nin %7,1’ine denk geliyor. IMF bu hızda devam ederse 2030’a kadar fosil yakıt teşviklerinin 8,2 trilyon dolara çıkacağını tahmin ediyor. Bu rakam Türkiye’nin 6 yıllık toplam GSYH’sinden fazla.
Teşvikler, fiyatları düşük tutarak tüketicileri korumayı amaçlıyor ancak bunların görünmeyen maliyeti var. Öncelikle teşvikler daha yüksek vergilere ve borçlanmaya yol açıyor. Sonuçta devlet vatandaşlarından topladığı vergilerle fosil yakıt sektörünü destekliyor. Evet, faturalarımız devlet desteğiyle düşüyor ancak, devletten fosil yakıt sektörüne giden para aslında bizim cebimizden çıkıyor. Bu aynı zamanda kaynaklarımızın verimsiz bir şekilde dağıtılması anlamına da geliyor. Türkiye gibi ekonomik anlamda sıkıntı çeken bir ülke, bir sektörü zenginleştirirken ekonomik anlamda büyümesini de riske atıyor. Fosil yakıt sektörüne yönelik teşviklerin neden olduğu tahribatın ekonomik boyutunun yanında iklim değişikliği gibi varoluşsal bir tehdit bulunuyor. İklim biliminin iklim değişikliği ile mücadelede ortaya koyduğu reçetede fosil yakıtların yerin altında bırakılması ilk sırada yer alıyor.
Fosil yakıtların neden olduğu hava kirliliği ve iklim değişikliğinin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri de şiddetleniyor. Fosil yakıt kullanıma bağlı olarak erken ölüm vakalarında, solunum yolları, kalp ve akciğer hastalıklarında artış görülüyor. Bu etkiler özellikle anne karnındaki bebekler, çocuklar, hamile kadınlar ve yaşlılar gibi hassas gruplarda daha fazla hissediliyor. Bunlara ek olarak, fosil yakıt teşvikleri ülkelerin sağlık hizmetleri bütçelerine yük bindiriyor.
Haklı olarak bu ve benzeri yardımlardan en çok yoksul hanelerin yararlandığı akla gelebilir ancak çalışmalar aksini gösteriyor. IMF’e göre, nüfusun en zengin %20’lik kesimi fosil yakıt sübvansiyonlarının %43’lük kısmından fayda sağlıyor. Bu oran en yoksul %20’lik kesim için ise sadece %7 seviyesinde. Hatta nüfusun en yoksul %60’lık kesimi fosil yakıt teşviklerinden en zengin %5’lik kesim kadar bile fayda sağlayamıyor. Kısacası fosil yakıtlara verilen bu destek yoksul halkın değil zengin nüfusun işine yarıyor.
2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi için Teşvikler Sonlanmalı
Türkiye’de de her yıl milyarlarca TL fosil yakıt sektörüne aktarılıyor. 2022 yılında 41,4 milyar TL olan toplam fosil yakıt teşvikleri, 2023 yılı itibarıyla 63,8 milyar TL’ye yükselmiş durumda. Alt kırılımlarına bakıldığında 2022 yılında 29,3 milyar TL olan vergi harcamaları 2023 yılında 43,8 milyar TL’ye; aynı dönemde bütçe transferleri ise 12,1 milyar TL’den 20 milyar TL’ye ulaşıyor. Teşviklerin büyük çoğunluğunu petrol ve gaz oluşturuyor.
Teşviklerin bu denli yüksek olması 2053 net sıfır emisyon hedefini de riske atıyor. Türkiye fosil yakıtlardan ne zaman çıkacağını halen açıklamadı. Üzerine fosil yakıt sektörüne verilen milyarlarca TL’lik destek fosil yakıt üretimini ve tüketimini de teşvik ediyor. 2053 hedefi için en öncelikli görev fosil yakıtları yerin altında bırakmak. Fosil yakıt teşviklerinin sonlandırılmasından sağlanacak tasarruflar, toplumun faydasını gözeten ve Türkiye’nin 2053 net sıfır yolculuğu ile uyumlu kalkınma politikalarını destekleyici alanlara yönlendirilebilir. Bununla beraber fosil yakıt teşviklerinin kaldırılması, Türkiye’nin enerji bağımsızlığını sağlaması açısından da büyük fırsatlar sunuyor. Fosil yakıtlar yerine elektriği üretirken hangi kaynaklara başvuracağız sorusunun yanıtı ise oldukça açık ve kârlı: Yenilenebilir enerji kaynakları…