İklim Kanunu teklifinin TBMM Genel Kurulu’ndaki görüşmeleri muhalefet partilerinin ve çevre/meslek örgütlerinin yoğun itirazları nedeniyle ertelenmiş, ardından 3 Temmuz 2025’te TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaşmıştı. İklim politikası alanında çalışan sivil toplum ve düşünce kuruluşlarının kanuna yönelik en önemli itirazlarından biri, düzenlemenin sera gazı emisyonlarını azaltmaya dair net bir yol haritası sunmaması ve fosil yakıt kullanımını sonlandırmaya yönelik somut hedefler içermemesi.
Bunun yanı sıra kanun, Emisyon Ticaret Sistemi’ni (ETS) de düzenliyor. ETS atmosfere sera gazı salan tesislerin bu emisyonlarına (izin veya tahsisat olarak) sınır koyan ve sınırın altında ve üstünde kalan tesislerin kendi aralarında satın almalarına ve satmalarına olanak tanıyan bir piyasa mekanizması. Ancak uzmanlara göre etkin bir ETS’nin kurulması için fosil yakıtlardan çıkış ya da tüketimi azaltma hedefi şart. Fosil yakıtlara verilen teşviklerin kaldırılması, sektörel düzeyde emisyon azaltım hedeflerinin belirlenmesi gibi hiçbir çerçeve önlem belirlenmeden ETS kurulması, süreci ticari bir faaliyet olarak tanımlanıyor.
Kanuna yönelik eleştirilerin en can alıcı noktalarından bir tanesi ise kapalı kapılar arkasında hazırlanmasıydı. İklim alanında çalışan STK’lar ve bilim dünyası sürece dahil edilmedi, toplum kanuna dair yeterince bilgilendirilmedi. Haliyle sosyal medyada birçok yanlış bilgi hızlıca yayılma imkanı buldu. Birazdan “doğru bilinen yanlışların” neler olduğuna bakacağız. Öncelikle “İklim Kanunu ne anlama geliyor, neler içeriyor” gibi soruların cevabı ile başlayalım. İklim Kanunu, bir ülkenin iklim değişikliği ile mücadelede izlenecek yolun yasal çerçevesini çiziyor. İklim Kanunu’nun içerisinde yer alan maddeler ülkeden ülkeye farklılık gösterse de çoğunda bazı ortak temel unsurlar bulunuyor. Bunlar arasında orta -uzun vadeli ve bilime dayalı iklim hedefleri, orta ve uzun vadede fosil yakıtlardan çıkış ile enerji dönüşümü, toplumsal grupların sürece katılmasını sağlayacak stratejilerin belirlenmesi, bağımsız uzman gruplarının oluşturulması ve kanunun işleyişini denetleyecek mekanizmaların kurulması maddeleri öne çıkanlar arasında.
Peki sosyal medyada yer alan iddialar neler? Seyahat hakkımız kısıtlanacak mı veya yapay et yemek zorunda mı olacağız? Gözümüzden sakındığımız saksıdaki çiçeklerimize artık su veremeyecek miyiz? Gelin beraber bakalım…
– İddia: Seyahat hakkı kısıtlanacak.
Gerçek: İklim Kanunu seyahat hakkının kısıtlanması ile ilgili bir hüküm içermiyor. Toplu taşımanın teşvik edilmesi ve toplu taşıma araçlarının elektriklendirilmesi, yani benzin yerine yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen elektriğin kullanılması ise iklim bilimi tarafından iklim değişikliği ile mücadele çerçevesinde sunulan öneriler arasında yer alıyor. Böylece emisyonların azaltılması sağlanarak küresel sıcaklık artışı sınırlandırılabilir, hava kirliliği ile mücadele edilebilir.
– İddia: Yapay gıda ve et teşvik edilecek, hayvancılık yasaklanacak, bahçeye izinsiz sebze/meyve ekimi suç sayılacak.
Gerçek: Yasa, yapay gıda ve yapay ete dair herhangi bir madde içermiyor. İklim Kanunları, tarım politikalarını güçlendirerek iklim değişikliği ile beraber şiddeti ve sıklığı her geçen gün artan aşırı hava olaylarına karşı önlem alırken bir toplumun yeterli miktarda sağlıklı besine ulaşmasına yardımcı olmayı hedefler. Bu politikalarda bireylerin kendi bahçesinde ürün yetiştirmesi yasaklanmaz, aksine desteklenir. Çünkü bahçe traktör ile sürülmediği için sebze meyve üretiminde fosil yakıt kullanılmaz. Benzer şekilde zararlı mücadelesinde, üretiminde fosil yakıtlar kullanılan endüstriyel ürünler yerine sirke, ceviz ağacı yaprağı gibi doğal yollar teşvik edilir. Kısacası, değişen iklim koşullarına uyum gösteren tarım politikaları İklim Kanunlarında desteklenir.
– İddia: Paris Anlaşması ile küresel güçler tarım alanlarına el koyacak.
Gerçek: 4 Kasım 2016 tarihinde yürürlüğe giren Paris Anlaşması, bu yüzyılın sonuna kadar “küresel ortalama “sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelere göre 1,5 derecede sınırlandırmayı” hedefliyor. 2021’de TBMM’de onaylanan anlaşmanın hiçbir maddesinde küresel güçlerin tarım alanlarına el koymasına dair hüküm bulunmuyor. Anlaşma gıda güvencesinin, yani bir toplumun beslenme ihtiyaçlarını karşılamak için yeterli miktarda ve ulaşılabilir gıda maddeleri üretme yeteneğinin sağlanmasına dikkat çekerken, açlığın sona erdirilmesinin temel öncelik olduğunu ve gıda üretim sistemlerinin iklim değişikliğinin olumsuz etkileri karşısında özel olarak hassas durumda olduğunu kabul ediyor. İklim değişikliğine karşı hassas olan tarım sektörünü ve toplumu korumak için, bu krizin birincil sorumlusu olan fosil yakıtları yerin altında bırakarak, sera gazı emisyonlarının azaltılmasını talep ediyor.
– İddia: ETS adı altında vatandaşlardan vergi alınacak.
Gerçek: ETS atmosfere sera gazı salan tesislerin bu emisyonlarını (izin veya tahsisat olarak) sınırlayan ve kendi aralarında satın almalarına ve satmalarına olanak tanıyan bir piyasa mekanizmasıdır. Yani bu sistem ile bireylerden vergi alınması söz konusu değil. Aksine iklim değişikliğine neden olan sera gazlarını salan tesislerin bir maliyete katlanmasını sağlayan bir sistem. Ayrıca, iklim adaletini sağlayacak şekilde tasarlanırsa iklim değişikliğinin sel, fırtına, orman yangınları gibi olumsuz etkileri nedeniyle yurttaşların maruz kaldığı kayıp ve zararların karşılanmasına yönelik bir mekanizma tanımlanabilir. Bu mekanizma, ETS gelirleriyle finanse edilebilir. Bunun yanı sıra kömürlü termik santraller gibi fosil yakıta dayalı sektörlerin kademeli olarak ortadan kalkmasıyla etkilenecek çalışanların ve geçim kaynakları bu sektörlere dayalı olan vatandaşların mağdur olmaması için de ETS gelirleri kullanılabilir.
-İddia: Suya erişim hakkı engellenecek.
Gerçek: Hayır, İklim Kanunu suya erişim hakkını engellemez. Küresel sıcaklık artışı ile beraber su kaynaklarımızın ciddi tehdit altında. İklim değişikliğinin de etkisiyle, Türkiye her geçen yıl su fakiri bir ülke olmaya daha da yaklaşıyor. Şu an yaklaşık 1.500 metreküp olan kişi başına düşen su miktarının 2030’da 1.100 metreküplere düşeceği, 2040’larda ise 700 metreküplere kadar gerileyebileceği öngörülüyor. Bir ülkede kişi başına düşen su miktarı 1000 metreküpün altındaysa su fakiri kategorisinde yer alıyor. İklim Kanunu teklifi su kaynaklarının etkin yönetimini ve sektörel bazda, örneğin tarımda, iklim değişikliğini gözeten uygulamaları teşvik eden maddeler içeriyor. Bu tür düzenlemeler, uzun süredir Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü’nün yapmakla sorumlu olduğu havza yönetim planlarıyla da mevzuatta bulunuyor.