İnsanlık için Varoluşsal Tehdit: Aşırı Hava Olayları

Dünyayı kasıp kavuran aşırı hava olaylarının arkasında insanlık için varoluşsal bir tehdide dönüşen iklim değişikliği var.

Aşırı hava olayları dünyamızı derinden sarsıyor. Haberlerde Afganistan’ın sular altında kaldığına veya kasırgaların ABD’deki koskoca şehirleri yerle bir ettiğine şahit oluyoruz. Peki ya Türkiye? Her yaz orman yangınlarında kaç hektar alanın kül olduğunu hesaplıyoruz ya da bu kadar az yağmur yağarken nasıl tarım yapabileceğimizi, sıcak hava dalgalarından nasıl korunabileceğimizi tartışıyoruz. Dünyayı kasıp kavuran aşırı hava olaylarının arkasında ise insanlık için varoluşsal bir tehdide dönüşen iklim değişikliği var. 

Haklı olarak şu soruyu sorabiliriz: Dünya tarihinde, insan faaliyetleri kaynaklı iklim değişikliğinin yaşandığı kanıtlanmadan önce, hiç mi sel olmuyordu, ya da orman yangını? Elbet oluyordu. Ancak iklim krizi tüm dengeyi değiştirdi. 

Sanayi Devrimi’nden bu yana insan faaliyetleri, özellikle fosil yakıtların – kömür, petrol, gaz –  yakılması, sera gazlarının atmosferde hızla artmasına yol açtı. Karbondioksit, metan ve diğer gazların miktarı arttıkça bir battaniye gibi atmosferi sararak ısıyı hapsederken gezegenin ısınmasına; hava ve okyanus sıcaklıklarının artmasına neden oluyor. Bu ısınma su döngüsünü etkiliyor, hava modellerini değiştiriyor ve buzulları eritiyor; bunların hepsi aşırı hava olaylarının sıklığını ve şiddetini daha da kötüleştiriyor. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 2021 yılında yayımlanan Altıncı Değerlendirme Raporu da, insan kaynaklı sera gazlarındaki artışın, aşırı hava olaylarının sıklığını ve şiddetini artırdığını ortaya koyuyor. Buradan, insanlar fosil yakıtları yakarak iklimi değiştirmemiş olsaydı, bazı durumlarda hava olaylarının şiddetinin bu seviyelere ulaşamayacağı sonucuna varılıyor. Sıcaklık artışlarının devam etmesi aşırı hava olaylarından kaynaklanan riskleri artırıyor. Son veriler de geride bıraktığımız son 11 yılın kayıtlara geçen en sıcak dönem olduğunu gösteriyor. 

Maliyet Trilyonlarca Dolar Değerinde

Toplumdaki mevcut eşitsizlikler, aşırı hava olaylarından bazı grupların daha fazla etkilenmesine yol açıyor. Mesela çocuklar, gençler, yaşlılar, kadınlar, mülteciler, göçmenler, yoksullar ve engelliler ki bu gruplara dezavantajlı gruplar da deniliyor, aşırı hava olayları karşısında daha savunmasız. Bu insanlar canlarını ve sağlıklarını olduğu kadar, evlerini, geçim kaynaklarını ve işlerini her an kaybetme riski ile karşı karşıya. Aşırı hava olaylarının neden olduğu maliyet ve can kaybı sayısı, şu an bile oldukça fazla. Son çalışmalar, iklim kriziyle doğrudan bağlantılı aşırı hava olaylarının sadece 1993-2022 yılları arasında dünya çapında 765 binden fazla kişinin ölümüne neden olduğunu ortaya koyuyor. Bu süreçte 9 bin 400’den fazla aşırı hava olay kaydedilirken, bunların ekonomiye maliyeti yaklaşık 4,2 trilyon doları buluyor. Seller, fırtınalar, sıcak hava dalgaları ve kuraklık en çok zarar veren olaylar arasında yer alıyor. 2,3 trilyon dolar ile en önemli ekonomik zarara yol açan hava olayı ise şiddetli fırtınalar. Sıcaklık artışının devam ettiği bir senaryoda maliyetin daha da artması kaçınılmaz. 

Tüm bunların yanı sıra aşırı hava olayları dünyanın karşı karşıya olduğu temel bazı sorunların çözümünü daha da güçleştiriyor. Örneğin çoğunluğu Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde dünya üzerinde yaklaşık 800 milyon insan geceleri yatağına aç giriyor. Tarım arazilerini tahrip eden, ürün kayıplarına neden olan ve gıda tedarik zincirlerini bozan aşırı hava olayları gıda enflasyonunu şiddetlendirerek, bu sayının daha da artmasına, açlık ve yetersiz beslenme gibi sorunların derinleşmesine neden oluyor. Hatta ve hatta aşırı hava olayları depresyon ve travma sonrası stres bozukluğu gibi ruh sağlığı sorunlarını tetikliyor, beyin sağlığına zarar veriyor. 

Aşırı Hava Olaylarının Sayısı Rekor Üstüne Rekor Kırıyor

Türkiye de iklim değişikliğinin etkilerinden payını alıyor. İklim değişikliğinin sonuçların en çok zarar gören bölgelerden biri olan Akdeniz Havzası’nda bulunan Türkiye, konumunun da etkisiyle örneğin Kuzey ve Batı Avrupa’ya göre aşırı hava olaylarından daha fazla etkileniyor. Aşırı hava olaylarının kentlere etkisine bakıldığında, tüm Avrupa-Akdeniz bölgesindeki nüfusu yoğun şehirler içinde artış eğiliminin en fazla bulunduğu 10 kent arasında Türkiye’den de iki şehir yer alıyor. İzmir listede ikinci sıradayken Ankara ise dokuzuncu sırada bulunuyor. 

Rakamlar da bu verileri doğruluyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün çalışmasına göre, Türkiye’de 2021’den bu yana her yıl 1000’in üzerinde aşırı hava olayı yaşanıyor. Bilim insanları ise altyapıların aşırı hava olaylarının gözetilerek yeniden inşa edilmesi gerekliliği üzerinde duruyor. 

Ortaya koyduğumuz tablo ne denli karamsar gözükse de insanlık kendi neden olduğu kriz karşısında çaresiz değil: Sıcaklık artışını sınırlamalı ve değişen iklime uyum sağlamalıyız. Birinci çözüm kirletici kömür, gaz ve petrol gibi fosil yakıtları yerin altında bırakmamızı gerektiriyor. Bunların yerine her geçen gün ucuzlayan güneş ve rüzgar gibi temiz enerji kaynaklarını koyabiliriz. İkinci çözüm ise aşırı hava olaylarının olumsuz sonuçlarını azaltmaya odaklanmak: Örneğin sel ve kuraklık için erken uyarı sistemleri kurabilir, kıtlığa karşı tolerans gösteren mahsuller yetiştirilebiliriz. Görüldüğü gibi iklim değişikliği ve aşırı hava koşulları karşısında atabileceğimiz pek çok adım var. Unutmayalım, yalnızca bilime kulak vererek, sağlıklı bir geleceğe doğru yol alabiliriz…

Paylaş:

İlginizi Çekebilir

Bu sayaç Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın tarafından aylık olarak yayımlanan enerji ithalat maliyeti verilerine dayanarak hazırlandı. Burada paylaşılan maliyetin çok büyük bir bölümü kömür, gaz ve petrol ithalatından kaynaklanmaktadır. TCMB verileri yaklaşık 2 ay geriden paylaşıldığı için son 2 aylık veriler geçmiş profilden yararlanarak tahmin edilmiştir. TCMB yeni verileri açıklandıkça sayaç güncellenecektir.