Günden güne artan hayat pahalılığı hepimizi etkiledi. Pazarda, markette fiyatlar daha önce görmediğimiz seviyelere yükseldi. Kiralar aldı başını gitti. Sadece gıda veya kira fiyatları artmadı tabii. Önce Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve sonrasında ABD’nin ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla fosil yakıt fiyatları da tavan yaptı. Bu da elektrik fiyatlarına yansıdı. Burada belki de en önemli etken enerji üretiminde fosil yakıtlara bağımlı olmamız ve bu kaynakların çoğunluğunu ithal etmemiz…
Bildiğiniz gibi Türkiye 2021’de önce Paris Anlaşması’nı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) onaylamış, ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 2053 net sıfır emisyon hedefini duyurmuştu. Paris Anlaşması’nı onaylamamızın üzerinden geçen yaklaşık 5,5 yıllık süreçte ithal fosil yakıt bağımlılığımızın ülke bütçesine maliyeti ise tam tamına 352 milyar dolara yaklaşmış durumda! Ve bu maliyet her geçen saniye artmaya devam ediyor…
Enerji üretiminde petrol, gaz ve kömür gibi fosil yakıtları ithal eden Türkiye’nin bu kaynaklara bağımlı kalma ısrarının bedelini enerjide dışa bağımlılık, yüksek elektrik faturası, artan hava, su ve toprak kirliliği ve bunlara bağlı sağlık sorunları ile ödüyor. Türkiye ekonomisini fosil yakıtlar ile eritirken, sağlığımızdan oluyoruz.
Özellikle kömüre olan bağımlılık üzerinde durduğumuz sorunları daha da körüklüyor. Ancak bunun da bir çaresi var: Rüzgar ve güneş enerjisi gibi yerli ve temiz enerji kaynakları.
Temiz Enerjiden Elektrik Üretmek Fosil Yakıtlardan Daha Ucuz
Yapılan çalışmalara göre, kirleticilerin iklim değişikliğine sebep olan seragazlarını serbestçe salmasının önüne geçilip, kirletme bedelleri ödetilirse ve kamu kaynaklarıyla desteklenmeleri sonlandırılırsa en geç 2030 yılına kadar Türkiye’nin elektrik üretiminde kömürden çıkması doğal seyrinde gerçekleşecek. Kömüre verilmekten vazgeçilen teşvikler ve kirletenin ödediği toplam karbon maliyeti ile sağlanacak tasarrufla, dönüşümün faydalarının tüm toplumca paylaşılacağı, kimsenin mağdur olmayacağı planlamalara da kaynak ayrılabilir. Kömürden çıkış planının, kömür bölgelerindeki çalışanları ve yöre sakinlerini mağdur etmemesi için kapsayıcı ve insana yaraşır istihdam olanakları yaratacak bir Adil Geçiş Mekanizması içermesi gerekiyor.
Türkiye’nin 2024’te açıkladığı Enerji Dönüşümü-Yenilenebilir Enerji 2035 hedefi de oldukça iddialı. Güneş ve rüzgar enerjisi kurulu gücünün 2035’te 120 GW’a yükselmesi planlanıyor.
Bunun ötesinde yenilenebilir enerji santrallerinin kurulumu için gereken sermaye ve borç maliyeti fosil yakıtlara göre de daha ucuz. Bu, temiz enerji üretimine yapılan yatırımları oldukça uygun maliyetli bir enerji kaynağı haline getiriyor. Özellikle güneş ve rüzgar enerjisi, düşen maliyetleri ve gelişen teknolojileriyle dikkat çekiyor. Güneş enerjisinin üretim maliyeti 2025’te megavatsaat başına 44 dolar olarak gerçekleşirken, kara tipi rüzgar enerjisinin maliyeti bir önceki seneye göre %4 azalarak megavatsaat başına 33 dolar, deniz üstü rüzgar enerjisinin maliyeti ise %3 düşerek megavatsaat başına 78 dolara geriledi. İtalya, Almanya ve Japonya gibi gaz fiyatlarının yüksek olduğu pazarlarda ise elektrik üretim maliyetleri megavatsaat başına 100 dolara yaklaştı. Son 10 yıla bakıldığında maliyetlerdeki düşüş daha rahat anlaşılıyor: Rüzgar enerjisi santrali kurulum maliyetleri %40, güneş enerjisi santrali kurulum maliyetleri %77 geriledi. Ayrıca temiz enerji teknolojilerine yapılan yatırımlar ile bu teknolojilerin yaygınlaşması bahsi geçen kaynakları ve buradan üretilen enerjiyi daha ucuz hale getiriyor. Böylece elektrik faturaları da hafifliyor.
Düşük Enerji Maliyeti Ekonomimizi de Güçlendirir
Türkiye’de de maliyetler dünyayla paralel şekilde ilerliyor. 2021 yılında yapılan bir çalışma o dönemde Türkiye’de yeni rüzgar enerjisi santralı kurulumu maliyetinin %32, yeni güneş enerjisi santralı kurulumu maliyetinin ise %50 oranında azaldığını ortaya koydu. Bu sayede yeni kurulacak güneş ve rüzgar santrallerinden elektrik üretim maliyeti, ithal kömürle çalışan halihazırda işletmedeki termik santrallerin üretim maliyetlerinden çok daha düşük hale geliyor. Araştırma, Türkiye’de yeni bir rüzgar ve güneş santrali ile elde edilecek elektriğin maliyetinin sırasıyla 40,8 USD/MWh ve 51,9 USD/MWh olduğunu, ithal kömürle çalışan mevcut termik santraller için ortalama maliyetin ise 73/MWh dolara denk geldiğini gösteriyor. Döviz kuru veya ithal edilen kömürün fiyatı bizden bağımsız bir şekilde arttıkça bu fiyatlar daha da artacaktır. Ancak yerli güneş ve rüzgar enerjsinin fiyatları teknoloji geliştikçe ve güneş paneli ve rüzgar türbini üretiminde yerlilik oranı arttıkça daha da azalacaktır.
2022’nin son altı ayını ve 2023 yılının tamamını mercek altına alan ve Türkiye’de yenilenebilir enerji santrallerinin ve bu santrallere verilen teşviklerin piyasaya etkilerini değerlendiren bir başka araştırma da yenilenebilir enerji ile elektrik üretim maliyetlerinin nasıl düşeceğini gözler önüne seriyor. Araştırmaya göre, Türkiye’nin Aralık 2023’teki toplam güneş ve rüzgar enerjisi gücü 23,5 gigavattı ancak planlanan projeler hayata geçirilseydi, bu rakam iki katına çıkıp 45 gigavata yükselebilirdi. Böylece elektrik üretim maliyeti de %11,3 daha ucuz olabilirdi.
Görüldüğü gibi yerli ve temiz enerji kaynakları, ithal edilen fosil yakıtların aksine elektrik faturalarını azaltabilir.