Yeni bir çalışmaya göre, COP31 müzakerelerine başkanlık edecek olan Avustralya, fosil yakıtlara, yenilenebilir enerji kaynaklarına kıyasla dört kat daha fazla devlet desteği sağlıyor.
Dünya Doğayı Koruma Vakfı Avustralya’nın (WWF Australia) hazırladığı raporda, Antalya’da düzenlenecek iklim zirvesinde müzakerelere başkanlık etme rolüne hazırlanan Avustralya’nın geçmiş performansı inceleniyor.
Rapor, Avustralya’nın enerji politikalarının çelişkili mesajlar gönderdiği uyarısında bulunuyor. Bir yandan yenilenebilir enerji ihracatı vizyonu takip edilirken, diğer yandan ise fosil yakıt üretiminin genişletilmesine olanak tanındığı söyleniyor: “Bu çelişkili strateji, Avustralya’nın yenilenebilir enerji alanındaki gelecek potansiyelini gerçekleştirebilmesi için bir ticaret ve yatırım ortağı olarak ihtiyaç duyduğu kesinliği ve güvenilirliği zedeliyor.”
Çalışmada, Avustralya’da fosil yakıtların toplumsal maliyetinin, net mali katkısından neredeyse beş kat yüksek olduğu hesaplanıyor. Teşvikler hesaba katıldığında ise, fosil yakıt sistemlerinin devlet bütçesine sağladığı net katkı olan 23 milyar Avustralya doları, fosil yakıtların tahmin edilen toplumsal maliyetinin yalnızca %20’sine denk geliyor. Buna karşın fosil yakıtlar, yenilenebilir enerjiye kıyasla dört kat daha fazla devlet desteği alıyor (yılda 20,1 milyar Avustralya dolarına karşı yılda 4,6 milyar Avustralya doları).
Avustralya, Fosil Yakıtlardan Uzaklaşma (TAFF) konulu Belém Deklarasyonu’nu Kasım 2025’te imzalamıştı. Nisan ayında ise fosil yakıtlardan uzaklaşmaya yönelik ilk uluslararası konferans olan Santa Marta Konferansı’na katıldı. Rapora göre Avustralya hükümetinin yaklaşımı, bu uluslararası taahhütleriyle “giderek daha fazla çelişiyor”
Fosil Yakıt Teşvikleri Zengin Hanehalklarını Daha Çok Destekliyor
COP31 müzakereler başkanı Avustralya’nın enerji teşviklerine dair bu rapor, COP31 ev sahibi Türkiye’nin karnesini de akıllara getiriyor. Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFİA) Kurucu Direktörü Bengisu Özenç, Türkiye özelinde bakıldığında 2025 yılında fosil yakıtları teşvik etmek üzere vazgeçilen vergi gelirlerinin 66 milyar TL (yaklaşık 1,5 milyar Euro) seviyesinde olduğunu söylüyor. “Üstelik sanılanın aksine bu teşvikler yoksul hane halklarını değil, daha yüksek enerji tüketen zengin hanehalklarını daha fazla destekliyor” diyen Özenç IMF’in konu hakkındaki çalışmasını örnek gösteriyor: “Fosil yakıt teşviklerinden nüfusun en yoksul %60’lık kesimi en zengin %5’lik kesim kadar bile fayda sağlayamıyor. Fosil yakıt teşviklerini tartışırken bu adaletsizliği de göz önünde bulundurmak gerekiyor.”
Son yıllarda gittikçe akut hale gelen enerji krizleri ile, fosil yakıtların enerji arz güvenliğini sağlamaktan uzak, ekonomik ve jeopolitik bir risk kaynağı olduğu gerçeğinin bir kez daha ortaya çıktığını belirten Özenç, “Yenilenebilir enerji teknolojilerinin hızla geliştiği ve piyasada rekabetçi hale geldiği bir dönemde, fosil yakıt altyapısını ayakta tutmak giderek daha fazla destek ihtiyacı duyan bir tercih haline gelmiş durumda. Bu, bir yandan acil olarak ihtiyaç duyulan enerji dönüşümünün hızını yavaşlatırken diğer taraftan da kamu maliyesi üzerinde önemli bir yüke neden oluyor. Çünkü bu teşvikler yalnızca üreticilere ya da tüketicilere sağlanan kaynaklardan değil, aynı zamanda vazgeçilen vergi gelirlerinden de oluşuyor” diyor.
Türkiye’de Kömüre Destek Temiz Enerji Hedeflerini Baltalıyor
SEFİA’nın çalışması Türkiye’nin fosil yakıt teşviklerinin aslan payının, petrol ve gaza yönelik olduğunu ortaya koyuyor. Ancak 2025 yılında, yerli kömür santrallerinde üretilen elektriğin 2030 yılına kadar 7,5 dolar/cent’ten alınacağı duyurulmuştu.
Ember Türkiye ise garanti edildiği tarihte bu fiyatın, son bir yıllık ortalama satış fiyatlarından %12 daha yüksek olduğunu açıklamıştı.
“Kömüre 8,7 milyar dolar alım garantisi, Türkiye’nin yenilenebilir hedeflerine ters düşüyor’’ başlıklı raporda bu teşvik, dört yılda 8,7 milyar doları olarak hesaplanmıştı ve elektrik şebekesinin yenilenmesi için ayrılan beş yıllık bütçeden %53 daha yüksek olduğu belirtilmişti.
Ancak alım garantisi detaylarının netleşmesi ve %60 kapasite faktörü sınırına kadar üretilen her birim elektriğin sabit garantili fiyattan alınacağının görülmesiyle birlikte, bu tutarın daha da yüksek olacağı ortaya çıktı. Ember Türkiye, “Raporumuzda 2030’a kadar kömür santrallerine harcanacak tutarı, santrallerin son dört yıldaki kapasite kullanım oranlarının devam ettiği ve üretimlerinin %60’ına alım garantisinin uygulanacağı varsayımıyla hesaplamıştık. Alım garantisinin belli olması ile bu tutarın 12 milyar doların üzerinde olacağını öngörüyoruz” açıklamasını yaptı.