Küresel sıcaklık artışını tetikleyen emisyonların bilimin öngördüğü hızda azaltılmaması ile beraber her geçen yıl yeni sıcaklık rekoru kırılıyor; sel, kuraklık ve orman yangınları gibi aşırı hava olayları dünyanın dört bir yanında etkili oluyor. Kayıtlara geçen en sıcak 11 yıllık dönemi geride bırakırken iklim değişikliği dünya ve Türkiye gündeminde ilk sıralara doğru ilerliyor.
Ülkelerin net sıfır emisyon hedefleyen iklim politikaları, günümüzde iklim değişikliğinin etkilerini azaltmanın ve gelecekte ortaya çıkabilecek ekonomik kayıpları önlemenin yanı sıra, yeni bir ekonomik düzenin şekillenmesine de zemin hazırlayacak. Aralarında Türkiye’nin de olduğu Paris Anlaşması’na imza atmış ülkeler, anlaşma çerçevesinde iklim hedeflerini güncelleyerek ve güçlendirerek iklim değişikliği ile daha kararlı bir şekilde mücadele etmeye çalışıyor. Daha güçlü iklim hedefleri olan ülkelerin, aynı zamanda uluslararası arenada adından daha fazla söz edilmeye başlandığı bir dönemdeyiz.
Çağımızın en önemli sorunları arasında gösterilen iklim değişikliğine karşı Türkiye de çalışmalarına devam ediyor ancak bu çalışmaların yetersiz olduğunu söylememiz gerekiyor. Mevcut emisyon azaltım planımız emisyonların artışından azaltımı hedefliyor. Buna göre, Türkiye’de emisyonların önce 2035’e kadar 1.109 milyon tona çıkacak şekilde artmaya devam etmesi, yeni hedef ile beraber bu seviyeden yapılacak %42 azaltım ile 643 milyon tona inmesi öngörülüyor. Bu hedefin gerçekleştirilmesi, sera gazı emisyonlarının önümüzdeki 10 yıl boyunca, 2023 yılındaki 483 milyon ton emisyona kıyasla %33 artması anlamına gelecek.
Türkiye’nin izlemesi gereken yol ise emisyonlarını bugünden itibaren azaltmaya başlayacak bir iklim eylem planından geçiyor.
Türkiye’nin iddialı bir iklim hedefi hazırlaması, ülke ekonomisini iklim risklerine karşı dayanıklı hale getirebilir ve geleceğe daha güvenle bakmamızı sağlayabilir. Peki böyle bir hedef ekonomimizi olumlu yönde nasıl etkileyebilir? Aslına bakarsanız bunun birçok cevabı var. Örneğin yerli ve temiz güneş ve rüzgar enerjisi kaynaklarımızı, enerji üretmek için kullandığımız ve ithal ettiğimiz fosil yakıtların (kömür, petrol, gaz) yerine tercih ederek, hem enflasyonu ve enerji ithalatımızı azaltabilir hem de enerji bağımsızlığımızı sağlayabiliriz. Bunların yanı sıra iddialı bir iklim hedefi yeni istihdam alanları yaratmak, sağlık sorunlarını azaltmak, işsizlik ve yoksullukla mücadele gücünü artırmak gibi faydaları da beraberinde getirebilir. Bunun yanında başka bir yol daha var: Küresel iklim finansmanına erişim.
İklim Değişikliğiyle Mücadelede Yurt Dışı Kaynaklı Finansmana İhtiyacımız Var
Biraz önce de belirttiğimiz gibi, dünya iklim değişikliğine neden olan karbon ekonomisinden, düşük karbon ekonomisine veya diğer adıyla yeşil ekonomiye doğru yelken açmış durumda. Bu doğrultuda milyarlarca dolar ülkeler, kalkınma bankaları ve yatırım şirketleri aracılığıyla dağıtılıyor. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de daha önce yaptığı açıklamalarda, iklim değişikliği ile mücadele için yoğun finansal kaynak gerektiğini, Türkiye’nin bu ihtiyacını yurt dışından karşılayabileceğini ifade etmişti.
Türkiye buna benzer adımları daha önce de attı. Paris Anlaşması’nı 2021’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) onaylayan Türkiye o dönemde anlaşmanın sıcaklık hedeflerinin tutturulmasına yardımcı olmak adına 3,1 milyar euroluk bir finansman desteği almıştı. Dünya Bankası, yakın zaman önce ise, Türkiye’nin yenilenebilir enerji pazarını güçlendirmek amacıyla 400 milyon euroluk ek finansmanı onayladığını duyurdu. Program kapsamında öncelik batarya depolama sistemleri ve dağıtık rüzgâr enerjisi projelerinin desteklenmesi.
Bu ve benzeri finansman örnekleri miktar olarak yeterli olur mu derseniz, yanıt maalesef hayır. Türkiye’nin kirletici ve ithal fosil yakıtlardan yerli ve temiz enerji kaynaklarına geçişi ve 2053 net sıfır emisyon hedefi için milyarlarca dolarlık finansman ihtiyacı bulunuyor. Bu finansman ihtiyacını karşılayabilecek uluslararası fonlar da mevcut. Bunlardan biri Adil Enerji Geçiş Ortaklığı (Just Energy Transition Partnership-JETP).
COP31 Tarihi Fırsat Sunuyor
Glasgow’da Birleşik Krallık’ın ev sahipliğinde gerçekleşen iklim zirvesinde başlatılan program, kömüre büyük oranda bağımlı olan Türkiye gibi gelişmekte olan ülke kategorisinde bulunan ülkelerin kömürden adil bir şekilde aşamalı olarak çıkışını hızlandırmayı amaçlayan bir yapı olarak tanımlanabilir. Program kapsamında ilk olarak Güney Afrika kömürden çıkışını hızlandırmak adına 8,5 milyar dolarlık bir destek aldı. 2022’de Vietnam’a 15,5 milyar dolarlık bir mali paket sunuldu. 2023’te ise Senegal 2,5 milyar dolarlık bir taahhüt ile programa dahil oldu. JETP’ler öncelikle Fransa, Almanya, Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği tarafından finanse ediliyor, ancak kalkınma bankaları ve bir dizi başka uluslararası aktör de bu programa dahil oluyor.
Türkiye’nin bahsi geçen fonlara rahatça erişememesi için önünde hiçbir engel yok. Bugünden itibaren emisyonlarını mutlak bir şekilde azaltan bir yol seçmesi halinde küresel iklim finansmanının kapısını açacaktır. Bununla beraber, örneğin kamu finansmanını fosil yakıt enerjisinden temiz enerji projelerine kaydırmayı hedefleyen Temiz Enerji Geçiş Ortaklığı (Clean Energy Transition Partnership-CETP) ve kömürden aşamalı çıkışı hedefleyen Kömür Sonrası Enerji Küresel İttifakı (Powering Past Coal Alliance) gibi küresel ittifaklara katılmak da iklim politikalarında sağlam bir rol oynama niyetimizi açıkça ortaya koyacaktır.
Tüm bunların yanında Türkiye önümüzdeki Kasım ayında BM İklim Zirvesine, COP31’e ev sahipliği yapacak. Zirvenin başkanlığını üstlenecek Türkiye iklim eylem planını güncelleyerek ve fosil yakıtlardan çıkış planını duyurarak, küresel fosil yakıtlardan uzaklaşma gündemine de liderlik edebilir, böylece dünyanın iklim değişikliği ile mücadelesinde söz sahibi olma şansına erişebilir.
Maliyetli ancak sonunda kazançlı çıkacağımız bir yolculuktayız. Bu maliyeti uluslararası finansmana dayandırarak 2053 net sıfır hedefine ulaşabilir, bu süreçte 2040’a kadar 150 milyar dolar tasarruf sağlayabiliriz. Güçlü bir iklim hedefi ile ekonomimizi güçlendirirken, uluslararası alanda iklim değişikliğiyle mücadelede lider ülke olabiliriz.