İklim Eyleminde Dönüm Noktası: Paris Anlaşması

Küresel sıcaklık artışını sanayi öncesi döneme göre 1,5 derecede sınırlandırmayı amaçlayan Paris Anlaşması, iklim değişikliğine karşı küresel mücadeleye güç veriyor.

İklim değişikliği konusunda yasal olarak bağlayıcı uluslararası bir anlaşma olan Paris Anlaşması, 12 Aralık 2015’te Fransa’nın başkenti Paris’te düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) 21. İklim Değişikliği Konferansı’nda (COP21) 195 ülke tarafından kabul edildi. 22 Nisan 2016’da aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 175 ülkenin imzaladığı anlaşma, 4 Kasım 2016 tarihinde yürürlüğe girdi.

Anlaşma, bu yüzyılın sonuna kadar “küresel ortalama sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelere göre 2 derecenin altında tutmayı” ve “sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelere göre 1,5 derecede sınırlandırmayı” hedefliyor. Bunun için yapılması gereken ilk iş ise iklim değişikliğinin birincil sorumlusu olan fosil yakıtları yerin altında bırakarak, sera gazı emisyonlarını azaltmak. 

Son yıllarda dünya liderleri küresel ısınmanın bu yüzyılın sonuna kadar 1,5 derece ile sınırlandırılması gerektiğini sık sık vurguluyor. Bunun nedeni, BM’ye bağlı Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (Intergovernmental Panel on Climate Change- IPCC) 1,5 derece eşiğini aşmanın, daha sık ve şiddetli kuraklıklar, sıcak hava dalgaları ve yağışlar da dahil olmak üzere çok daha şiddetli iklim değişikliği etkilerine yol açma riski taşıdığını göstermesi. Küresel ısınmayı 1,5 derece ile sınırlamak için emisyonların 2030’a kadar %43, 2035’e kadar %60 azaltılması gerekiyor. Ülkeler ancak 2030 ve 2035 emisyon azaltım hedeflerine ulaşarak, 2050 yılında net sıfır emisyon hedefini yakalayabilir ve sıcaklık artışını 1,5 derecede sınırlandırabilir. 

İklim Eylemi Güçlenmeli ve Hızlanmalı

Paris Anlaşması çok taraflı iklim değişikliği sürecinde bir dönüm noktası olarak nitelendiriliyor çünkü ilk kez bağlayıcı bir anlaşma kapsamında tüm uluslar iklim değişikliğiyle mücadele etmek ve mevcut etkilere uyum sağlamak için bir araya geldi. 

Paris Anlaşması’nın uygulanması, bilimin yol göstericiliğinde ekonomik ve sosyal dönüşümü gerektiriyor. Paris Anlaşması, ülkeler tarafından yürütülen ve giderek daha iddialı hale gelen ve iklim eylemini daha da hızlandırması umut edilen beş yıllık bir döngü üzerinden ilerliyor. Ülkeler, anlaşma doğrultusunda ne zaman ve ne kadarlık bir emisyon azaltımı yapacaklarına kendileri karar vererek Ulusal Katkı Beyanı (Nationally Determined Contributions) olarak bilinen ulusal iklim eylem planlarını, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne (United Nations Framework Convention on Climate Change- UNFCCC) sunuyor. Birbirini takip eden her NDC’nin, bir öncekiden daha yüksek hedefler içermesi amaçlanıyor.

Ancak, mevcut ulusal iklim eylem planları iklim değişikliğiyle mücadelede yeterli başarıyı sağlayamıyor. BM’nin, Paris Anlaşması’na taraf ülkelerin geçtiğimiz Kasım ayı itibarıyla sunduğu veya güncellediği iklim eylem planlarını incelediği bir çalışmaya göre, bu planlar  küresel emisyonlarda 2035’e kadar 2019 seviyelerine göre %12’lik bir azalma sağlayabilir.

Ancak biraz önce belirtildiği üzere, 2035’a kadar dünyanın ihtiyacı olan azaltım seviyesi %60. Mevcut tüm ulusal emisyon azaltım planları tamı tamına uygulansa bile, dünya yüzyılın sonuna kadar 2,3 ila 2,5 derece ısınabilir ki bu durum yeni ve çok daha şiddetli felaketlere kapı aralayabilir. Küçük ada devletlerinin yanı sıra Pakistan ve Afganistan gibi ülkeler iklim değişikliğinin ağır sonuçlarını yaşamaya çoktan başladı.

Emisyonların azaltılmaması, her sene yeni rekorları da beraberinde getiriyor. Son bulgular sera gazı emisyonlarının yanlış yönde ilerlemeye devam ettiğini ve ısınmayı 1,5 derece ile sınırlama hedefini daha da zorlaştırdığını gösteriyor. Ülkeler bir an önce iklim değişikliği ile mücadelede güçlü ve iddialı hedefler belirlemeli ve bunları hayata geçirmeli. 

Türkiye Mutlak Emisyon Azaltım Yolunu Seçmeli

Türkiye ise 2016’da, 175 ülke ile beraber imza vermesinin üzerinden 5 sene geçtikten sonra Paris Anlaşması’na dair geç de olsa adım attı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 21 Eylül 2021’de, BM 76. Genel Kurulu’nda Türkiye’nin Paris Anlaşması’nı onaylayacağını açıkladı. 27 Eylül 2021’de gerçekleşen Kabine Toplantısının ardından yaptığı konuşmada ise 2053 net sıfır emisyon hedefini duyurdu. Tüm bu açıklamaların sonrasında anlaşma, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) onaylandı ve Türkiye Paris Anlaşması’na Taraf oldu.  


Türkiye, Eylül 2025’te 2035 yılı hedefini duyurdu. Türkiye’de emisyonların önce 2035’e kadar 1.109 milyon tona çıkacak şekilde artmaya devam etmesi, yeni hedef ile beraber bu seviyeden yapılacak %42 azaltım ile 643 milyon tona inmesi öngörülüyor. Bu hedefin gerçekleştirilmesi, sera gazı emisyonlarının önümüzdeki 10 yıl boyunca, 2023 yılındaki 552.2 milyon ton emisyona kıyasla %16 artması anlamına gelecek. Bu hedef, mutlak bir emisyon azaltımı olmadığı için Türkiye’nin enerji dönüşümünü geciktirecek ve 2053 yılında net sıfır emisyona ulaşmanın maliyetini artıracak. Bir ülkenin en güncel emisyon verisinden yola çıkarak azaltıma hemen başlayabileceği mutlak azaltım yaklaşımı ise, ilan edilen 2053 net sıfır hedefine kısa zamanda daha az maliyetle ve daha kazançlı bir şekilde ulaşabilmenin yollarını sunuyor. İstanbul Politikalar Merkezi’nin araştırması ise %35’lik emisyon azaltımının yol haritasını somutlaştırıyor. Çalışmaya göre, Türkiye’nin sera gazı emisyonları, 2036’ya kadar kömürden kademeli çıkış ve yenilenebilir enerji kurulumunun hızlanmasıyla 2035’te 2021’e göre %35 azaltılarak 2010 seviyesi olan 370 milyon tona düşürülebilir.

Önümüzdeki Kasım ayında düzenlenecek COP31 zirvesine ev sahipliği yapacak olan Türkiye, hem 2053 net sıfır hedefiyle hem de küresel ısınmayı 1,5 derece ile sınırlandırma amacıyla uyumlu bir iklim planı ortaya koyarak zirvedeki liderliğini güçlendirme fırsatını elinde tutuyor. 

Paylaş:

İlginizi Çekebilir

Bu sayaç Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın tarafından aylık olarak yayımlanan enerji ithalat maliyeti verilerine dayanarak hazırlandı. Burada paylaşılan maliyetin çok büyük bir bölümü kömür, gaz ve petrol ithalatından kaynaklanmaktadır. TCMB verileri yaklaşık 2 ay geriden paylaşıldığı için son 2 aylık veriler geçmiş profilden yararlanarak tahmin edilmiştir. TCMB yeni verileri açıklandıkça sayaç güncellenecektir.