İklim Değişikliği Denizleri Nasıl Etkiliyor?

İklim değişikliği, dünyadaki oksijenin yarısından fazlasını üreten ve atmosferde biriken fazla ısı ve karbondioksiti depolayan denizleri tehdit ediyor...

Denizler neden önemli?

Veya bir başka soru: Denizlerin sağlığıyla neden ilgilenmeliyiz?

Öncelikle güvenli iklim şartlarında yaşamak için. Dünya yüzeyinin %70’ini kaplayan okyanuslar, ekvatordan kutuplara ısı taşıyarak iklimimizi ve hava modellerimizi düzenliyor. Bunun yanı sıra dünyadaki oksijenin yarısından fazlasını üretiyor ve atmosferde biriken fazla ısı ve karbondioksiti depoluyor. Balık gibi hayvansal gıda ürünlerini sunmakla kalmıyor; kanser, alzheimer ve kalp hastalıklarıyla mücadeleye yardımcı olan pek çok tıbbi ürünün bileşenlerini de sağlıyor. Tüm bunlarla beraber küresel okyanus ekonomisi 2,6 trilyon dolara ulaşmış durumda ki bu rakam, eğer bir ülke olsaydı, okyanus ekonomisinin dünyanın en büyük 5. ekonomisi olacağı anlamına geliyor. 

Ancak tüm bu gerçeklere karşı, denizlere gerekli özeni göstermiyoruz. Dünya ekosisteminin en büyük alanını oluşturan okyanuslar, aşırı ısınma, oksijen kaybı ve asitlenme gibi tehditler ile karşı karşıya. Okyanuslar kömür, petrol ve gaz kaynaklı emisyonlardan çok büyük miktarda ısı ve karbondioksiti emerek karada hayatlarını sürdüren insanlığın daha da sıcak bir atmosferde yaşamasına engel oluyor. Ancak deniz suyu sıcaklığı da artıyor. Okyanusların ödediği bedel bununla sınırlı değil. Kapasitenin dışında emilen karbondioksit deniz suyunu daha asidik bir hale sokarken bir yandan da deniz canlılarının kabuklarını eritip okyanusun oksijen açlığı çekmesine neden oluyor. Asitlenme tehdidinin geldiği noktayı bilim insanları “saatli bombaya” benzetiyor. 

İşin belki de en can alıcı noktalarından biri ise okyanusların yavaş ısınma hızı. Bunun dünya için bir avantaj olduğunu düşünülebilir ancak değil. Emisyonların azaltıldığı durumda dahi ısınmanın devam edeceği öngörülüyor. Böyle bir senaryoda okyanuslar yüksek ihtimalle 21. yüzyılın sonuna kadar, 1900’lere kıyasla iki ila üç kat daha fazla ısı depolayacak. O halde iş işten geçti mi? Emisyonları azaltmanın denizlere bir faydası olmayacak mı? Tabii ki hayır. Emisyonların azaltılmadığı durumda, ısınma miktarı 4 ila 6 kat artabilir. Böyle bir artış okyanuslara çok daha büyük zararlar verebilir. 

Sadece 30 Yılda Deniz Seviyesi 10 cm Yükseldi

Peki tüm bu sistemde kriyosferler, yani buz tabakaları, dağ buzulları, permafrost, buz sahanlığı ve kar örtüsü gibi gezegenin tüm donmuş alanları nasıl bir rol oynuyor? Öncelikle emisyonların ve sıcaklıkların artışıyla donmuş alanların erimesi ve yok olması arasında güçlü bir ilişki olduğunu söyleyebiliriz. Şöyle ki, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) “Değişen İklimde Okyanuslar ve Kriyosfer” isimli özel raporuna göre, emisyonların artmaya devam etmesi durumunda buzullar, kütlelerinin üçte birinden fazlasını kaybedecek. Bu durumdan haliyle insanların tatlı suya erişimi olumsuz yönde etkilenecek. Emisyonların azaltılması ise bu kaybının yarısını önlemek için sahip olduğumuz tek şans. Eğer emisyonlar azaltılmazsa 2100 itibarıyla bazı dağlık bölgeler üzerindeki buzulların %80’i kaybolabilir, birçok buzul ise tamamen yok olabilir. Grönland ve Antarktika buz tabakası erime nedeniyle şimdiden yılda 400 milyar tondan fazla suyu okyanusa salıyor. Arktik’in karla kaplı bölgesi yaz aylarında her on yılda %13 oranında küçülüyor. 

Buzulların erimesi aynı zamanda deniz seviyesinin yükselmesine sebep oluyor. 1993 yılından bu yana uydular aracılığıyla takip edilen deniz seviyesi yükselme oranı, geride bıraktığımız 32 yıllık dönemde iki katından fazla artarken, toplamda 10 cm’lik bir artıştan söz ediliyor. IPCC de özel raporunda emisyonlar azaltılmazsa okyanusların seviyesinin 2100 yılı itibarıyla geçen yüzyıla göre 10 kat hızlı yükseleceği uyarısında bulunuyor. Tüm bu tartışmaların odak noktasında ise adalarda veya kıyı bölgelerinde yaşayan milyonlarca insan bulunuyor.  

Türkiye’nin Denizlerinde Sıcaklık 1 Derecenin Üzerinde Arttı

Üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye de, emisyonların artmasıyla beraber, denizlerdeki bu değişimlerden etkileniyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğü, 1970-2023 yılları arasındaki verileri ele alarak Deniz Suyu Sıcaklığı Analiz raporları hazırladı. Çalışmaların sonucuna göre, son 10 yılda Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz’de su sıcaklığı 1 derecenin üzerinde arttı. Sıcaklık artışıyla beraber denizlerimiz zehirli balon balıkları gibi yabancı türlerin istilası için de elverişli hale geliyor. Bu türler arasında yaygın olarak bilinen balon balığı halk sağlığının yanı sıra biyoçeşitlilik ve balıkçılık için de risk oluşturuyor. Önce Akdeniz kıyılarına gelen yabancı türler, Ege’de ve hatta Marmara’da dahi görülebiliyor. 

Türkiye’nin 8.000 kilometreden fazla sahil şeridi olduğu düşünüldüğünde birçok riskten söz etmek de mümkün oluyor. Deniz seviyesinin yükselmesi ve güçlü fırtınalar daha fazla su baskını tehdidini beraberinde getiriyor. Deniz seviyesi yükselmesinin, kıyı boyunca bazı alanların sular altında kalmasına ve tuzlu suların yeraltı sularına karışmasına sebep olacağı tahmin ediliyor. Bu durumun tarımsal üretim açısından da ciddi sorunlar yaratmasından endişe duyuluyor. 

Deniz Seviyesi Yükselmesi Sarayları ve Camileri Tehdit Ediyor

Emisyonların artmaya devam etmesi, sadece kıyı ilçelerinde 6 milyon kişinin yaşadığı İstanbul’un 2100’ün sonunda deniz seviyesindeki artış sebebiyle yılda 9,8 milyar dolarlık maliyetle, Avrupa’daki en yüksek finansal zarara uğrayacak kent olmasına neden olabilir. İzmir’in ise 5,7 milyar dolar ile Avrupa’da en yüksek zarara uğrayacak üçüncü kent olması bekleniyor. 

Özellikle İstanbul’da ekonomik zararın yanı sıra, İstanbul Boğazı’nın tamamının, özellikle de kıyılarda yer alan konak, saray, dini ve tarihi yapıların deniz seviyesindeki değişimden etkilenmesi bekleniyor. Dolmabahçe Sarayı, Beylerbeyi Sarayı, Küçüksu Kasrı gibi saraylar ve Şemsi Paşa Camii, Ortaköy Camii gibi yapılar, etkilenme ihtimali bulunan kıymetli yapılar olarak öne çıkıyor.

Kömür, gaz ve petrol gibi fosil yakıtları yakarak dünyanın dengesini bozduk. Ancak hâlâ geç kalmış değiliz. Fosil yakıtları yerin altında bırakırken, güneş ve rüzgar gibi temiz enerji kaynaklarını tercih ederek, denizlerimizi ve dünyamızı koruyabiliriz…

Paylaş:

İlginizi Çekebilir

Bu sayaç Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın tarafından aylık olarak yayımlanan enerji ithalat maliyeti verilerine dayanarak hazırlandı. Burada paylaşılan maliyetin çok büyük bir bölümü kömür, gaz ve petrol ithalatından kaynaklanmaktadır. TCMB verileri yaklaşık 2 ay geriden paylaşıldığı için son 2 aylık veriler geçmiş profilden yararlanarak tahmin edilmiştir. TCMB yeni verileri açıklandıkça sayaç güncellenecektir.