Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), İklim Değişikliği ve Arazi Özel Raporu’nda, toprağın, insanların büyüyen baskısı ile karşı karşıya olduğunu ve iklim değişikliğinin bu baskıyı daha da artırdığını ortaya koyuyor. Bununla beraber küresel sıcaklık artışının 2 derecenin altında tutulması ise tarım ve gıda sektörü dahil tüm sektörlerde sera gazı emisyonlarının azaltılması ile mümkün olabilir.
Arazilerin, nüfus artışı ve iklim değişikliğinin bitki örtüsü üzerindeki olumsuz etkileri artarken gıda güvencesini temin etmek için üretken kalması gerekiyor. Bu durum, toprakların iklim değişikliği ile mücadeleye katkısının sınırlı olacağı anlamına da geliyor.
Rapora göre gezegenin iklim değişikliğinin üstesinden gelmesinin en iyi yolu kapsayıcı sürdürülebilirliğe odaklanmaktan geçiyor.
Toprak bozulunca, üretkenliğini kaybediyor, yetişebilecek ürünler kısıtlanıyor ve toprağın karbon yutma yetisi azalıyor. Bu aynı zamanda, iklim değişikliği arazi bozulumunu birçok yönden artırırken, topraktaki bozulma da iklim değişikliğini alevlendiriyor.
Sürdürülebilir arazi yönetimi konusunda yapacağımız tercihler olumsuz etkilerin azalmasına ve bazı vakalarda tersine çevrilmesine yardımcı olabilir. Daha yoğun yağışlar, ekili alanlardaki toprak erozyonu riskini artırıyor. Sürdürülebilir arazi yönetimi, toplulukları toprak erozyonunun ve toprak kaymasının vereceği hasarlara karşı korumak için bir yöntem. Ancak, bu yöntemin de sınırları var, bazı vakalarda arazi bozulumunun geri dönüşü olmayabilir.
İklim değişikliği Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyada çölleşme ve kuraklık riskini artırıyor.
Küresel ortalama sıcaklıklar sanayi öncesi döneme göre 1°C eşiğini aştı. Türkiye’de ise ortalama sıcaklık artışı 1,5°C’yi şimdiden geçti. Bu sıcaklık artışı ve küresel iklim değişikliği, Türkiye’de kuraklık ve çölleşme riskini her geçen gün daha da artırıyor.
Çölleşme ile Mücadele İlerleme Raporu, Türkiye’deki çölleşme tehdidini gözler önüne seriyor. 2018 yılında yayımlanan rapora göre Türkiye topraklarının %25,5’i yüksek, %53,2’si ise orta derecede çölleşme riski ile karşı karşıya.
İklim değişikliği, bu çölleşme riskini her geçen gün derinleştiriyor. Dünyanın geri kalanında olduğu gibi ülkemizde kuraklığın şiddetinin ve süresinin giderek artığını, bilim insanları gözler önüne seriyor.
İklim değişikliği, Türkiye’de su kaynakları üzerinde su arzında azalma ve su kalitesinde düşüşe neden oluyor. İklim değişikliğinin de etkisiyle, Türkiye her geçen yıl su fakiri bir ülke olmaya daha da yaklaşıyor. Şu an yaklaşık 1.500 metreküp olan kişi başına düşen su miktarının 2030’da 1.100 metreküplere düşeceği, 2040’larda ise 700 metreküplere kadar gerileyebileceği öngörülüyor.
Bunun yanında küresel iklim değişikliği su kaynakları üzerinde su arzında azalma, su kalitesinde düşüş ve su kaynakları için rekabet gibi etkilere sebep oluyor.
Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı iklim etkileri; kuraklık olayları ve su kıtlığı olarak hayatımızın parçası haline geliyor. Bu etkiler; tarım, enerji, üretim, sulama, kentleşme gibi birçok alanda önemli sosyal ve ekonomik sorunlar, maliyetler ortaya çıkarıyor.
İklim değişikliği tarımsal faaliyetleri sekteye uğratıyor, gıda güvenliğini tehdit ediyor.
Türkiye’de çoğunluk iklim değişikliği yüzünden kaygılanıyor. Bu krizin ülkemizde tarım ve gıda güvenliği konusunda derinleştirdiği riskler, toplumun endişelenmekte haklı olduğunu da gösteriyor.
Tarımsal faaliyetler, teknolojik gelişmelere rağmen halen büyük ölçüde doğaya bağımlı olarak yürütülüyor. Dolayısıyla daha yüksek ortalama sıcaklıklar, yağış rejimindeki değişiklikler ve iklim afetleri tarımsal üretimi doğrudan etkileyerek ekilebilir alanlara zarar veriyor.
İklim değişikliği, gıda tedariki, gıdalara erişebilirlik ve gıdaların etkin kullanımı üzerinden gıda güvenliğini de tehdit ediyor, gıda fiyatlarında artış riski doğuruyor.
Bilim insanları, Türkiye’de de tarımsal üretimin iklim tehdidi altında bulunduğunu ortaya koyuyor. İklim değişikliği, verimde azalma, sulama suyu talebinde artış, dikim ve hasat zamanında değişikliklerlere neden oluyor.
Aynı zamanda iklim krizi, toprağın elverişliliğinde azalma, daha fazla hastalık ve zararlı tehdidi anlamana da geliyor.
Türkiye İklim Değişikliği Eylem Planı 2011 – 2023, iklim değişikliğini ülkemiz tarımı için önemli bir tehdit olduğunu ifade ediyor. Keza, küresel iklim değişikliği, Türkiye’nin tarımsal ürün verimliliğini %25 oranında azaltabilir.
İklim değişikliği, ülkemizde buğday, mısır gibi tahılgillerin, şeker pancarı gibi endüstriyel bitkilerin, ayçiçeği gibi yağlı bitkilerin ve yem bitkilerinin üretimini olumsuz etkileyecek.
Bu tarımsal ürünler, hem ülke ekonomisi hem de gıda güvenliği açısından hayati önem taşıyor