1,5 Derece Hedefi Neden Önemli?

1,5 derece hedefi iklim değişikliğinin şiddetli etkilerinden korumak için bize bir yol sunuyor…

Dünya aşırı sıcaklarla kavruluyor. Sıcaklıklardaki artış ve buna bağlı olarak iklim değişikliği insan faaliyetlerinin bir sonucu. Fosil yakıtların yakılmaya devam edildiği bir senaryoda emisyonlar azalmayacak bu da mevcut durumun daha da kötüleşmesi anlamı taşıyor. Kısacası insanlık kendi yarattığı bir krizin bedelini ödüyor. Evet, dünyanın iklimi tarih boyunca değişti. Sadece son 800 bin yılda sekiz buzul çağı yaşandı. Yaklaşık 11.700 yıl önce ise son buzul çağı sona erdi ve böylece modern iklim çağı ve insan medeniyeti başladı. 1800’lü yılların ortalarından itibaren başta kömür olmak üzere fosil yakıtların yakılması ve ormansızlaşma gibi diğer insan faaliyetleriyle beraber sıcaklık artışı tüm insanlığı tehdit eden bir noktaya ulaştı. 

2015’te kabul edilen ve 2016’da yürürlüğe giren Paris Anlaşması ise sıcaklık artışını durdurmak adına dünya hükümetlerinin mutabık kaldığı bir hedef ortaya koydu. Temelde anlaşma, küresel sıcaklık artışını sanayi öncesi döneme göre 1,5 derecede sınırlandırmayı amaçlıyor. Dünya şu an için bu hedefi yakalama yolunda değil. Geride bıraktığımız 11 yıl kayıtlara geçen en sıcak dönem oldu. 2025 en sıcak ikinci veya üçüncü yıl olarak işaret edilirken, 2024 en sıcak yıl ve 1,5 derece eşiğinin aşıldığı ilk yıl oldu. Ancak 1,5 derece eşiğindeki aylık ve yıllık ihlaller, dünyanın Paris Anlaşması’nın sıcaklık hedefini kaçırdığı anlamına gelmiyor. Bu hedef, aylar veya yıllar bazında değil, on yıllar bazında uzun vadeli bir sıcaklık artışını ifade ediyor. Bununla birlikte sıcaklık artışındaki ihlaller, uzun vadeli sınırın aşılmasına tehlikeli bir şekilde yaklaşıldığının erken belirtileri olarak görülüyor. O nedenle, dünyanın hâlâ vakti varken iklim krizi ile mücadeleyi güçlendirmesi gerekiyor. Peki bu hedef neden önemli? 

Sanayi öncesi döneme göre mevcut 1,43 derecelik ısınma seviyelerinde, daha sık ve yoğun sıcak hava dalgaları, orman yangınları, fırtınalar ve seller yaşıyoruz. Gıda güvencesi ve su güvenliği giderek artan bir baskı altında. Mercan resifleri gibi ekosistemler geri döndürülemez hasarlara maruz kalıyor. Isınmadaki her bir 0,1 derecelik artış dahi önemli. Örneğin, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) bir çalışmasına göre, dünya 1,5 derece eşiğini ne kadar aşarsa, öngörülemez ve ciddi risklerin oluşma olasılığı da o kadar artıyor. Bunu bazı bölgelerde, yağışların ve sıcaklıkların yoğunluğunda ve sıklığında hissediyoruz. Başka bölgelerde ise tam tersi bir şekilde kuraklığın şiddetinin arttığına şahit olabiliyoruz. Yine IPCC’ye göre, 1,5 derecelik bir ısınma bile yaklaşık 1 milyar insanı su stresine ve çölleşmeye maruz bırakabilir. Tarım da haliyle bundan etkilenecek. Örneğin dünyanın farklı bölgelerindeki mısır üretiminin aynı anda zarar görmesiyle küresel mısır tedarik zincirleri ortadan kalkabilir. Sıcaklıkların artması zirai hastalıkların daha da yaygınlaşmasını da beraberinde getirebilir. Tüm bunlar daha fazla insanın gıdaya erişimini zorlaştırırken, daha fazla insanın açlıkla mücadele etmesine neden olabilir. 

Sıcaklık artışıyla beraber iklim değişikliğinin farklı etkilerinin aynı anda ortaya çıkması ve bu etkilerin birbirleriyle ve diğer risklerle etkileşime girerek, daha korkunç sonuçlar doğurması bekleniyor. Bu, bir yandan orman yangını yaşanırken, bir yandan da sel felaketiyle mücadele etmek demek. 

Sıcaklık Artışı Suyumuzu, Toprağımızı, Sağlığımızı Tehlikeye Atıyor

Türkiye de iklim değişikliğinden etkileniyor. Hatta IPCC, Türkiye’nin aşırı hava olaylarına karşı Avrupa’nın en kırılgan ülkesi olduğunu aktarıyor. Aşırı hava olaylarının sayısı da her geçen gün artıyor. Son beş yıldır 1000’in üzerinde seyrediyor. Sıcaklıkların artması ciddi sağlık tehlikeleri de doğuruyor. Avrupa’da aşırı sıcaklar sonucu gerçekleşen ölüm sayısının 2050 yılına gelindiğinde, bugünkü yıllık yaklaşık 2 bin 700 ölüme kıyasla 30 bine yükselmesi öngörülüyor. Sıcaklık artışı denizlerimizi de etkiliyor. Emisyonların ve buna bağlı olarak sıcaklık artışının düşük kaldığı senaryoda dahi, Akdeniz’deki balık türlerinin yaklaşık %10’unun yok olacağı düşünülüyor. Bu oranın, sıcaklık artışının yüksek seviyede gerçekleşmesi durumunda %60’a kadar yükselebileceği öngörülüyor. Balıkçılık sektörünün bahsi geçen sıcaklık artışından büyük bir zarar görmesi bekleniyor. Sıcaklık artışı genel olarak Türkiye ekonomisi için bir risk oluşturuyor. Emisyonların azaltılmadığı durumda, yüzyılın sonuna kadar Türkiye’nin kişi başına GSYH’sinde %17 düşüş yaşanabileceği tahmin ediliyor.

Su kaynakları da ciddi anlamda tehdit altında. Isınmanın artmasıyla beraber su varlığımızın azalacağı, artan su talebi ve kurak koşullar bir araya geldiğinde, yer altı suyumuzun dahi tükenebileceği bir senaryo önümüzde bulunuyor. 

Bu karamsar tabloyu tersine çevirmek de insanlığın elinde. Sıcaklık artışını 1,5 derecenin altında tutmak, iklim değişikliğinden kaynaklanan tüm riskleri ve olumsuz etkileri ve bunlarla ilişkili kayıp ve zararları önemli ölçüde azaltabilir. Öncelik fosil yakıtları yerin altında bırakmak. Eş zamanlı olarak güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmek ise elimizdeki en güçlü çözüm.

Paylaş:

İlginizi Çekebilir

Bu sayaç Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın tarafından aylık olarak yayımlanan enerji ithalat maliyeti verilerine dayanarak hazırlandı. Burada paylaşılan maliyetin çok büyük bir bölümü kömür, gaz ve petrol ithalatından kaynaklanmaktadır. TCMB verileri yaklaşık 2 ay geriden paylaşıldığı için son 2 aylık veriler geçmiş profilden yararlanarak tahmin edilmiştir. TCMB yeni verileri açıklandıkça sayaç güncellenecektir.