Küresel ısınma, sanayi öncesi dönemden bu yana (1850 ile 1900 arası) Dünya yüzey sıcaklıklarındaki uzun vadeli artışı ifade ediyor. Doğal süreçler her zaman Dünya’nın sıcaklığını ve iklimini etkilemiştir, ancak son zamanlarda gezegenin sıcaklığındaki artış hızından ve iklimdeki değişikliklerden doğa sorumlu tutulamaz. Bu hızlı değişimler başta enerji için fosil yakıtların yaygın kullanımı olmak üzere insan faaliyetlerinden kaynaklanıyor.
Fosil yakıtlar yakıldığında sera gazları atmosfere salınıyor. Gezegenin etrafını bir battaniye gibi sararak ısıyı hapsediyor ve yüzey sıcaklıkların artmasına neden oluyor. Küresel ısınmaya en büyük katkıda bulunan sera gazları arasında karbondioksit, metan ve nitröz oksit yer alıyor ve bunların önemli bir kısmı ulaşım, imalat, inşaat, tarım, elektrik endüstrilerinden kaynaklanıyor.
Bilim oldukça açık bir şekilde, son 200 yıldaki küresel ısınmanın neredeyse tamamından insan faaliyetlerini, özellikle de petrol, kömür ve gaz gibi fosil yakıtların yakılmasını sorumlu tutuyor.
Peki neden son 200 yıl? Çünkü 18. yüzyılın ortasında Sanayi Devrimi başlıyor ve sera gazı emisyonlarında insan faaliyetleri kaynaklı bir artış yaşanıyor. Kömürle çalışan buhar motorunun icadı ile kömür önemli bir enerji kaynağı haline geliyor. Sera gazı emisyonları son 100 yılda, özellikle de 1980’lerden bu yana hızla artmış durumda. Haliyle sıcaklık artışı da paralel şekilde yükseliyor.
Küresel Isınmanın Sonucu: İklim Değişikliği
İnsanlar sıklıkla “küresel ısınma” ve “iklim değişikliği” terimlerini birbirinin yerine kullanıyor ancak her iki kavram farklı anlamlar taşıyor. Küresel ısınma, Dünya’nın ortalama sıcaklığının yükselmesini ifade ederken, iklim değişikliği dünya genelinde hava düzenlerindeki ve mevsimlerdeki değişiklikleri ifade ediyor. Kısacası küresel ısınma, Dünya’daki yaşamı ciddi şekilde tehdit eden iklim değişikliğine neden oluyor. İklim değişikliği yoğun kuraklık, orman yangınları ve fırtınalar gibi aşırı hava olaylarını beraberinde getiriyor. Okyanuslar da ısınıyor ve buzullar ve buz tabakaları eriyor. Bu durum deniz seviyelerinin yükselmesine neden oluyor. Adalarda ve kıyılarda yaşayan birçok insan su baskınları nedeniyle yerinden edilme riskiyle karşı karşıya. İnsanlık küresel ısınmanın etkilerini dünya çapında hissediyor.
Dünyanın dört bir yanındaki ülkeler küresel ısınmayı yavaşlatmak için sera gazı emisyonlarını azaltmaya çalışıyor. Bu çerçevede iklim değişikliği konusunda uluslararası bir anlaşma olan Paris Anlaşması, 12 Aralık 2015’te Fransa’nın başkenti Paris’te düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nda (COP21) 195 ülke tarafından kabul edildi. Anlaşma, bu yüzyılın sonuna kadar “küresel ortalama sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelere göre 2 derecenin çok altında tutmayı” ve “1,5 derecede sınırlandırmak için küresel çabayı sürdürmeyi hedefliyor. Bu noktada küresel ısınmaya neden olan ana etkene göz atmak faydalı olabilir.
Fosil Yakıtların Yakılması
Elektrik üretmek veya arabaları çalıştırmak için kömür, petrol ve gaz gibi fosil yakıtlar kullanıldığında, atmosfere küresel ısınmaya neden olan sera gazları salınıyor. Yapılan çalışmalar küresel sera gazı emisyonlarının 2025 yılında yeni bir rekor kırarak 2024 seviyelerine göre %0,5 artış gösterdiğini ortaya koyuyor. Son bulgular sera gazı emisyonlarının yanlış yönde ilerlemeye devam ettiğini ve ısınmayı 1,5 derece ile sınırlama hedefini daha da zorlaştırdığını gösteriyor. Atmosferdeki karbondioksit konsantrasyonu ise Nisan 2026’ın ilk haftası itibarıyla milyonda 431.87 parçaya (ppm) ulaştı. Atmosferdeki milyon parçacık içindeki karbondioksit yoğunluğunu gösteren bu değerin 350 ppm’i aşması iklim değişikliği açısından güvenilir sınırın aşılması anlamı taşıyor. Bilim insanları kömür, petrol ve gaz kullanımının 2050’ye kadar sırasıyla %100, %60 ve %70 oranında azaltılmasıyla, küresel ısınmanın başarılı bir şekilde 1,5 derece ile sınırlandırılabileceğini belirtiyor. Ancak mevcut politikalar dünyayı yüzyılın sonuna kadar 2,3 ila 2,5 derecelik bir ısınmaya doğru götürüyor. Geride bıraktığımız 11 yıl kayıtlara geçen en sıcak dönem oldu. 2025 en sıcak ikinci veya üçüncü yıl olarak işaret edilirken, 2024 en sıcak yıl ve 1,5 derece eşiğinin aşıldığı ilk yıl oldu. Her ne kadar bu “aşım” uzun vadeli hedefin kaçırıldığı anlamına gelmese de başarısızlığa tehlikeli derecede yaklaşılıyor. Bilim insanlarının da belirttiği gibi, küresel sıcaklık artışı, güvenli sınır olarak ifade edilen 1,5 derecede sınırlandırılacaksa, dünyanın fosil yakıtları terk etmesi gerekiyor.
Türkiye’nin son verileri ise, 2024 yılı toplam sera gazı emisyonunun bir önceki yıla göre %5,3 arttığını ve rekor kırdığını ortaya koyuyor. Türkiye, en fazla sera gazı emisyonuna sebep olan ülkeler arasında ise 13. sırada. Küresel sera gazı emisyonlarının %1’inden sorumlu olsa da kişi başı emisyonları her geçen gün artıyor: 1990’da 4,2 ton karbondioksit eşdeğeriyken 2024’te bu değer 6,8 tona ulaşıyor. Enerji sektörü sera gazı emisyonlarında en büyük paya sahip. Tüm bu rakamlar fosil yakıtları terk ederek temiz enerji kaynaklarına geçişi hızlandırmamız gerektiğini vurguluyor. Önümüzdeki Kasım ayında düzenlenecek 31. Taraflar Konferansı ise Türkiye ve Dünya adına fosil yakıtlardan çıkış için önemli bir şans sunabilir. Antalya’da bir araya gelecek ülkeler fosil yakıtlardan çıkış yol haritası üzerinde bir anlaşmaya varmak için de müzakere edecekler. Zirvenin başkanlığını üstlenecek olan Türkiye ise adil enerji geçişi kapsamında başta kömür olmak üzere fosil yakıtlardan çıkarak müzakerelere liderlik etme şansına sahip.