BM Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) değerlendirmesine göre, küresel ısınmanın 1,5 derecede sınırlandırılması toplumun her alanında hızlı, geniş kapsamlı ve benzeri görülmemiş değişiklikler gerektiriyor.
IPCC, küresel ısınmayı 2 derece yerine 1,5 derecede sınırlandırmanın insanlara ve doğal ekosistemlere sağladığı açık faydaların yanı sıra, daha sürdürülebilir ve adil bir toplum anlamına geldiğini ifade ediyor.
Rapor, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) 2015’te Paris Anlaşması’nın kabul edilmesinin ardından yaptığı davet üzerine, 40 ülkeden 91 yazar ve editör tarafından hazırlandı.
Rapor, küresel ısınmayı 1,5 derecede sınırlandırarak, 2 derece ve üzeri sıcaklık artışlarına göre birçok önemli iklim değişikliği etkisinin önlenebileceğini vurguluyor. Örneğin, 2100 itibarıyla 1,5 derecelik bir küresel ısınmada küresel deniz seviyelerindeki yükselme, 2 derecelik bir küresel ısınmayla karşılaştırıldığında, 10 santim daha az olacak. 1,5 derecelik bir küresel ısınmada, Arktik Okyanusu’nun yaz aylarında buzsuz olma ihtimali 100 yılda birken, 2 derecelik bir küresel ısınmada bu durum 10 yılda en az bir kere gerçekleşecek. Mercan resifleri 1,5 derecelik bir küresel ısınmada yüzde 70-90 kadar azalırken, 2 derecede resiflerin hemen hemen tamamı (> yüzde 99) yok olacak.
Ayrıca rapor, küresel ısınmanın 1,5 derecede sınırlandırılması için uygun patikaları, bunların gerçekleştirilmesi için yapılması gerekenleri ve sonuçlarının ne olacağını da inceliyor.
Çalışma, küresel ısınmanın 1,5 dereceyle sınırlanmasının toprak, enerji, sanayi, bina, ulaşım ve şehirlerde “hızlı ve geniş kapsamlı” dönüşümler gerektireceği sonucuna varıyor. İnsan kaynaklı küresel net karbondioksit (CO2) emisyonlarının 2030 yılı itibarıyla, 2010 seviyeleri üzerinden yüzde 45 azaltılmış olması ve 2050’de emisyonların sıfırlanmış olması gerekiyor.
Küresel ısınmanın geçici olarak 1,5 derecenin üzerine çıkmasına müsaade etmek ya da hedefi tamamen kaçırmak, 2100 yılına kadar küresel ısınmayı 1,5 derecenin altına geri çekmek için havadan CO2 tutan tekniklere daha fazla bel bağlanması anlamına gelecek. Ancak rapor, bu tür tekniklerin büyük ölçekteki etkinliğinin henüz kanıtlanmamış olduğunu ve sürdürülebilir kalkınma açısından önemli riskler oluşturabileceğini de belirtiyor.
Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafya, iklim değişikliğine karşı en hassas ve riskli bölgeler arasında bulunuyor.
Küresel ortalama sıcaklıklar sanayi öncesi döneme göre 1°C eşiğini aştı. Türkiye’de ise ortalama sıcaklık artışı ise 1,5°C’yi şimdiden geçti. Küresel iklim değişikliği, ülkemizin karşı karşıya olduğu ekonomik ve sosyal riskleri her geçen gün artırıyor. Türkiye’nin tümü için sanayi öncesi döneme göre, 5°C’ye varan sıcaklık artışı ve yine ülkenin güney ve batı kesimleri için %30’lara varan yağış azalması öngörülüyor.
Türkiye’de sıcaklıklar her geçen gün artmaya devam ediyor. 2017 yılında, Türkiye’de ortalama sıcaklık 1970 yılına göre 1,5 °C artarak 14.2°C olarak gerçekleşti. 1981-2010 ortalamasının 13,5°C olduğunu göz önüne alırsak ortalama artış 0.7°C oluyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğü, “Türkiye ortalama sıcaklıklarında 1998 yılından bu yana (2011 yılı hariç) süreklilik arz eden bir artış” olduğunu ifade ediyor.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre yağış rejimleri, miktarı ve sıklığında önemli değişimler yaşanıyor ve meteorolojik afetler artıyor. Türkiye’de 2017 yılında 598, 2016 yılında 654, 2015 yılında ise 731 meteorolojik afet gözlemlendi. Bu üç yıl, 1940’lardan beri ülke tarihinde en çok meteorolojik afetin görüldüğü yıllar olarak ön plana çıkıyor. Son üç yıldaki meteorolojik afetlerin ortalama %80’inden fazlası fırtına, şiddetli yağış/sel ve dolu afeti olarak gerçekleşti.
Sel ve kuraklık haberleri, 2018 yılında ülkemizde de gündeme oturdu. Sadece bu yıl İzmir, Ankara, İstanbul, Trabzon, Rize, Ordu, Bursa, Kahramanmaraş, Kayseri, Antalya, Muğla, Tekirdağ, Konya, Muş, Erzurum, Şanlıurfa, Samsun, kısacası yurdun dört bir yanı sellere teslim oldu. Aşırı yağış ve sel canlar aldı, yollar kapattı, tarlaları ve ekinleri yok etti. Bu yaz binlerce ev ve iş yerini su bastı.
Türkiye’de sadece seller değil, aynı zamanda aşırı sıcaklıklar ve orman yangınları da artık daha sık görülüyor. 2017 yılında Yalova’nın yüzölçümünün 1.3 katı kadar orman alanı yangınlarda zarar gördü. 2 bin 411 orman yangınında 1120 km2 alan yandı. 2018’de de yangınlar artarak devam etti. İzmir’de, Tunceli’de, Kastamonu’da, Bursa’da, Antalya’da, Çanakkale’de, Sivas’ta, Hatay’da, Denizli’de ve daha birçok kentte orman yangınları binlerce ağacın kül olmasına sebep oldu.
Türkiye’nin içinde bulunduğu Akdeniz Havzası son 900 yılın en ağır kuraklığını yaşıyor. Havzanın son 900 yıldaki iklim trendlerini inceleyen NASA çalışmasına göre Türkiye, Kıbrıs, İsrail, Ürdün, Filistin ve Suriye bölgesinde 1998’de başlayan kuraklık, bölgenin yağış bakımından son 900 yılda en kısır dönemi geçirdiğini ortaya koyuyor.
Eşine yüzyıllardır rastlanmamış bir kuraklığı yaşayan bölgedeki binlerce insan şimdiden kıtlık, açlık, gıda krizi ve yeni göç dalgaları tehdidi ile karşı karşıya. Yanı başımızda yaşanan ve derinleşebilecek bu iklim etkileri ülkemizde de sosyal ve ekonomik sorunlara yol açıyor.
1,5°C
İklim değişikliği sebebiyle küresel sıcaklıklar şimdiden sanayi dönemi öncesi seviyenin yaklaşık 1°C üzerine çıktı. Emisyonların hızla azaltılmaması halinde, sıcaklıklar 2040’ta 1,5°C yükselebilir. Sıcaklık artışının 2100 yılında 1,5°C ile sınırlı tutulabilmesi için küresel emisyonları daha önce eşi görülmemiş bir ölçekte, derhal ve hızla azaltmalıyız. Bu zorlu hedefe ulaşsak bile, iklim değişikliği kaynaklı hasarların bazıları ile karşı karşıya kalacağız.
Aşırı Sıcaklar
Dünya 1°C’lik sıcaklık artışının etkilerini hâlihazırda yaşıyor. Söz konusu etkiler ülkemizde de görülmeye başlandı. En son, 2017 yılında Yalova’nın yüzölçümünün 1.3 katı kadar orman alanı yangınlarda zarar gördü. 2 bin 411 orman yangınında 1120 km2 alan küle döndü. 2100 yılında bugünden 1,5°C daha sıcak olacak bir dünyada, aşırı sıcakların görülme sıklığı en az iki katına çıkabilir.
Su Kıtlığı
1,5°C’lik sıcaklık artışı, tatlı su kaynakları üzerindeki baskıyı ve Türkiye gibi hassas coğrafyalarda su kıtlığı riskini artıracak. 5°C’lik sıcaklık artışı, nehir ve göllerdeki tatlı su miktarını Akdeniz havzasında %9, Avustralya’da %10, Brezilya’nın kuzeydoğusunda ise %7 oranında azaltabilir.
Ekosistem Hasarları
İklim değişikliği sadece insanları değil, dünyadaki bitki ve hayvan türlerinin önemli bir kısmını da etkiliyor. Sıcaklık artışını 1,5°C eşiğinde sınırlandırmak, canlılar üzerindeki riskleri yarı yarıya azaltabilir. Buna rağmen 1,5 °C senaryosuna göre 10 mercan kayalığının dokuzu 2050 yılından itibaren ciddi bozulma tehlikesi altında olacak. Karasal ve denizel yaşam olumsuz etkilenecek, türler üzerindeki baskı artacak. Ekolojik hasarlar ile birlikte tarımsal üretim düşecek, gıdaya erişim zorlaşacak.
2°C
İklim için eyleme hızlıca geçilmezse, küresel ortalama sıcaklıklar 2065 yılında sanayi öncesi dönemin 2°C üzerine çıkabilir. Sıcaklık artışını 2°C’de sınırlandırmak için küresel emisyonlarda radikal azaltıma ihtiyaç duyuluyor.
Aşırı Sıcaklar
Ortalama sıcaklıklarda 2°C üzerinde bir sıcaklık artışı, kavurucu bir sıcaklık artışına ve aşırı sıcaklıkların neredeyse tüm yaz boyunca Avrupa, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da etkili olmasına sebep olacak. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki en sıcak günlerde termometreler 50°C’yi gösterebilir. Sıcak hava dalgalarına bağlı ölümler artacak, şiddetli orman yangınlarına maruz kalacağız.
Su Kıtlığı ve Seller
Sıcaklık artışının 2°C’yi aştığı bir dünyada, yağış rejimleri dengesizleşecek ve su kıtlığı ile daha sık karşı karşıya kalacağız. Avrupa’nın tamamı ve Türkiye her mevsimde daha şiddetli yağışlar alacak. Dünya nüfusunun %8’i şiddetli susuzluk problemleri yaşayacak.
Ekosistem Hasarları
2°C’yi aşan bir sıcaklık artışı mercan kayalıklarının yok olmasına neden olacak. Amazon ve Galapagos gibi dünyanın en fazla doğal zenginliğe sahip bölgelerindeki 80.000 bitki ve hayvan türünün %25’inin soyları yüzyıl sonunda yerel ölçekte tükenecek. Sıcaklık artışları, böcek ve hayvan davranışlarını da değiştirerek ekosistemlerin tamamına yansıyan bir dalga etkisi yaratabilir. Küresel sıcaklıklar 2°C yükselirse, Arktik Okyanusu’ndaki buzullar üst üste birkaç yıl boyunca, belli aylarda tamamen eriyecek. Bu durumda gezegenin yansıttığı güneş ışını miktarı azalacağından ısınma daha da hızlanabilir.
3°C
Emisyon artış hızı bugünkü gibi devam ederse ortalama küresel sıcaklık, bu yüzyılın ikinci yarısında sanayi dönemi öncesi seviyenin 3°C üzerine çıkacak. Hükümetler, Paris İklim Anlaşması çerçevesindeki emisyon azaltım taahhütlerini yerine getirir ancak bunun ötesine geçmezlerse sıcaklıkların artış hızında bir nebze azalma görülecek. Yine de 2100 yılı dolaylarında sanayi dönemi öncesine göre sıcaklık artışı 3°C’yi aşacak.
Aşırı Sıcaklar
Günümüz ikliminde Afrika kıtasında yılda ortalama bir ila üç sıcak hava dalgası yaşanıyor. Sıcaklıkların yüzyıl sonuna kadar 3°C yükseldiği bir senaryoda, sıcak hava dalgalarının sayısı yüzyıl ortasına gelindiğinde beş kat artabilir. Akdeniz, Batı Avrupa ve Kuzey İskandinavya da kuraklıkların gittikçe daha sık görülmesi ve şiddetlenmesi muhtemel.
Su Kıtlığı ve Seller
3°C’lik bir sıcaklık artışı temel içme suyu kaynaklarından birisi olan yeraltı su kaynaklarını ciddi azalma tehdidine maruz bırakacak. 3°C’lik sıcaklık artışı, günümüzde 800 milyon kişinin su kaynağı olan Himalaya tepesindeki buzulların %43’ünün yok olmasına sebep olabilir. Ayrıca, aşırı yağışlar ve seller milyonlarca insanın hayatını olumsuz etkileyecek.
Ekosistem Hasarları
Bitki ve hayvanlar, özellikle göçmen canlılar, bu sıcaklık değişimine ayak uyduramayacak ve yerel ölçekte soyları tükenecek. Deniz ekosistemleri bu derece bir sıcaklık artışında çökebilir.
1,5°C Neden Önemli?
Son dönemde yayınlanan önemli bilimsel çalışmaları derlediğimiz blog yazımızı okumak için tıklayın.