Fosil Yakıtlar Enflasyonla Mücadeleyi Çıkmaza Sokuyor

Türkiye, 2021 senesinden itibaren ekonomisini sarsan enflasyon ile boğuşuyor. Merkez Bankası enflasyonu şu ifadelerle tanıtıyor: “Fiyatların genelindeki sürekli artıştır. Aynı hayat standardını sağlamak için zaman içinde sürekli daha fazla para ödememizdir.”

Bu tanımlamayı maalesef birebir tecrübe ettik. Başta enerji ve gıda fiyatları olmak üzere birçok farklı alanda fiyatlar daha önce karşılaşmadığımız seviyelere yükseldi. Döviz kuru da tarihi rekorlar kırarak, fiyatların bu denli artmasında rol oynadı. Kısacası, enflasyon ile hayatımız alt üst oldu.

Bu durum özellikle enerji sektöründe daha da belirgin. Çünkü enerji üretiminde kömür, petrol ve gaza bağımlıyız ve bu kaynakları ithal ediyoruz. Türkiye enerji üretimi için kullandığı bahsi geçen bu üç kaynağın %78’ini ithal ediyor. Örneğin 2025’te üçte ikisi ithal kaynaklara dayanan kömürden elektrik üretimi %34’lük payla birincil kaynak olmayı sürdürüyor. Yapılan bir hesaplama ise, Türkiye’nin 2021’de Paris Anlaşması’nı onaylamasından bu yana geçen sürede toplamda 350 milyar dolarlık fosil yakıt ithalatı yaptığını ortaya koyuyor. Üstelik bu rakam her saniye 1714 dolar artıyor.

İşin içine bir de Hürmüz krizi gibi krizler girdiğinde enflasyon daha da şiddetleniyor. Uzmanlar, Hürmüz krizinin fosil yakıtlara bağımlı enerji sistemlerinin yapısal kırılganlığını bir kez daha gözler önüne serdiğini belirtiyor. Yükselen petrol ve doğal gaz fiyatları, sadece enerji faturalarını kabartmakla kalmayıp tüm ekonomiyi sarsan bir “fosil enflasyon” dalgasına yol açıyor. Son yıllarda üst üste yaşanan krizler, enerji güvenliğini sağlamak için yalnızca tedarikçileri çeşitlendirmenin artık yeterli olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Günümüzde maliyetleri düşen ve fosil yakıtlı sistemlerin yerini eksiksiz almaya hazır olan temiz enerji teknolojileri artık sadece iklim hedeflerine ulaşmak için değil, ülkelerin enerji güvenliğini garanti altına almak için de stratejik bir zorunluluk haline gelmiş durumda.

Fosil yakıt bağımlılığımızı artıran bir başka etken ise bu kaynaklara verilen sübvansiyonlar, yani devlet desteği. Örneğin 2024 yılında fosil yakıtlara 74,5 milyar TL’lik teşvik verildi. Kirletici kaynaklara yapılan yardım aynı zamanda yenilenebilir enerji yatırımlarının yavaşlamasına neden oluyor. Türkiye gaz fiyatlarını büyük ölçüde sübvanse ederek yeni petrol ve gaz yatırımlarını da destekliyor.

 

Enflasyonu, Elektrik Üretim Maliyetini ve Emisyonlarımızı Aynı Anda Azaltabiliriz

Tüm bu veriler nedeniyle gözler enflasyon, fosil yakıtlar ve yenilenebilir enerji arasındaki ilişkiye dönüyor. Başta kömür olmak üzere fosil yakıtlara bağımlılığımız ve bu kaynakları elde etmek için yurt dışına ödediğimiz milyarlarca TL yerli ve temiz enerjinin önemini bir kez daha ortaya çıkarıyor. Peki, bizi hem bu bağımlılıktan kurtaracak hem de ithalatı azaltacak ve hatta durduracak güneş ve rüzgar enerjisinin aynı zamanda elektrik faturalarını düşürerek enflasyonu iyileştirebileceğini biliyor musunuz? Yenilenebilir enerji kapasitesindeki artışın enflasyonda yaratacağı düşürücü etkinin yanında, karbon emisyonlarını önemli ölçüde azaltması da cabası!

Bu çerçevede Türkiye’deki sayılı bilimsel araştırmalardan biri, 2022’nin son altı ayını ve 2023 yılının tamamını mercek altına alıyor ve Türkiye’de yenilenebilir enerji santrallerinin ve bu santrallere verilen teşviklerin piyasaya etkilerini değerlendiriyor. Çalışmaya göre, ihalesi iptal edilmiş yatırımlar ya da halihazırda ihalesi yapılmış, lisansı olan yenilenebilir enerji kurulu gücü zamanında devreye alınmış olsaydı, ki bu Aralık 2023’te 45 GW’lık bir kurulu güç demekti ve yine o tarihteki mevcut kurulu gücümüz 23,5 GW idi, pandemi sonrası kendini hissettirmeye başlayan küresel enerji krizi döneminde Türkiye’de elektrik üretim maliyetleri daha düşük olabilirdi.

 

Güçlü Ekonomi için Çözüm Temiz Enerjide

Çalışmanın sonuçlarına hızlıca göz atacak olursak, eğer Aralık 2023’te 23,5 GW olan güneş ve rüzgâr kurulu gücümüz 45 GW olsaydı;

– Enflasyon daha düşük olacaktı: Rapor, Aralık 2023 itibarıyla %64,8 olarak gerçekleşen yıllık TÜFE enflasyonunun %51 olacağını ortaya koydu.

– Daha az enerji ithalatı yapılacaktı: 2022 yılının son altı ayı için ülkenin ithal yakıt faturasının 5,3 milyar dolar, 2023 yılının tamamında ise 3,6 milyar dolar miktarında düşeceği hesaplandı.

–  Elektriğin serbest piyasadaki fiyatı daha düşük olacaktı. Elektriğin serbest piyasadaki fiyatı, artan Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması (YEKDEM) maliyetlerine rağmen, 2022 yılı son altı ayı için gerçekleşen değerlere kıyasla %22,9, 2023 yılının tamamı için ise %11,3 daha düşük olacaktı.

– Karbon emisyonu azalacaktı. Özellikle karbon yoğun kaynakların güneş ve rüzgar ile ikame edilmesi yoluyla 2022 yılının son altı ayında 13,1 milyon ton CO2 eşdeğeri, 2023 yılının tamamında ise 28,9 milyon ton CO2 eşdeğeri karbon azaltımı gerçekleşebilirdi.      .

Sonuçlar önümüze çok net bir tablo koyuyor: Güneş ve rüzgar enerjisi enflasyonu azaltabilirken, enerji ithalatını da sınırlayabilir. Böylece satın alma gücü artarken, bu bütçe yeni teknolojiler üretmek ve istihdam alanları yaratmak gibi Türkiye’nin geleceğini güvence altına alacak alanlara yönlendirilebilir. Tüm bunların yanında karbon emisyonları da azaltılarak iklim kriziyle etkili bir şekilde mücadele edilebilir. Güçlü bir ekonomi için çözüm kömür, gaz ve petrol gibi fosil yakıtlarda değil; yerli ve temiz enerji teknolojilerinde!

 

Paylaş:

İlginizi Çekebilir

Bu sayaç Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın tarafından aylık olarak yayımlanan enerji ithalat maliyeti verilerine dayanarak hazırlandı. Burada paylaşılan maliyetin çok büyük bir bölümü kömür, gaz ve petrol ithalatından kaynaklanmaktadır. TCMB verileri yaklaşık 2 ay geriden paylaşıldığı için son 2 aylık veriler geçmiş profilden yararlanarak tahmin edilmiştir. TCMB yeni verileri açıklandıkça sayaç güncellenecektir.