Küresel enerji talebi arttıkça, bu talebin hangi kaynaklardan karşılanacağı tartışması da alevleniyor. Bir de bunun yanında iklim değişikliği gibi bir gerçek var. Dünya eğer iklim değişikliğinin en kötü etkilerinden kaçınmak istiyorsa, emisyonlarını hızla azaltmalı ve sıfırlamalı. Gözler haliyle enerji sektörünü çevriliyor çünkü en çok emisyona neden olan sektör enerji. Tüm bu gelişmelerin ışığında nükleer enerjiden de söz ediliyor ancak pek çok haklı soru işaretini de beraberinde getiriyor.
Öncelikle nükleer enerji nasıl çalışıyor ona bakalım. Kısaca, atom çekirdeğinin parçalanması sonucunda oluşan nükleer reaksiyon aracılığıyla elde edilen elektrik enerjisi olarak tanımlanıyor. Bu enerji kaynağı atom çekirdeklerinin birkaç parçaya bölünmesiyle oluşan fisyon ile ortaya çıkıyor. Burada kullanılan en yaygın yakıt ise uranyum.
Gelelim asıl meseleye. Nükleer enerji, dünyamızın hızlı bir şekilde karbonsuzlaştırılmasında gerçekten de işaret edildiği gibi sihirli bir çözüm sunabilir mi? Nükleer enerji santrallerinin inşası için ortalama 10 sene gerekiyor. Türkiye’de de bu uzun ve maliyetli inşa sürecini hep beraber tecrübe ediyoruz. Akkuyu’daki reaktörün inşası 2017’den beri devam ediyor. Dünyanın ise iklim değişikliği ile mücadelede bu kadar zamanı yok. Bir de üzerine nükleer enerjinin beraberinde getirdiği riskleri ve maliyeti göz önüne almamız gerekiyor. Peki hangi risklerden söz ediyoruz?
Radyoaktif Atık Sorunu Hâlâ Çözülemedi
Bildiğiniz gibi Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş 2022’den beri devam ediyor. Savaşın 9. gününde Rus askerlerin Ukrayna’nın Enerhodar kentindeki Zaporijya Nükleer Santrali’ne saldırısı sonucunda santralde yangın çıkmıştı. Çatışmalar sırasında itfaiyeciler söndürme işlemine başlayamamış, ancak saatler sonra müdahale edip yangını söndürebilmişti. Anlayacağınız, büyük bir felaketten şans eseri dönülmüştü. Haliyle nükleer enerjinin ölümcül radyasyonunu serbest bırakabilecek saldırılara karşı savunmasız olması bir kez daha gündeme oturmuştu. Bu örnekte de görüldüğü üzere, nükleer tesisler kolay bir hedef. Ancak bu tesisler sadece siber saldırı, savaş veya terör eylemleri tehdidi ile karşı karşıya değil.
Nükleer reaktörler Japonya’daki Fukuşima Nükleer Santralı felaketinde tecrübe edildiği üzere deprem gibi doğal afetlere karşı da savunmasız. 11 Mart 2021 tarihinde meydana gelen ve üç reaktörde de çekirdek erimesine yol açan kazadan bu yana reaktörleri kontrol altında tutmak amacıyla soğutma çalışmaları aralıksız sürdürüldü. Soğutma çalışmaları nedeniyle ortaya çıkan ve geçici depolarda bekletilen yaklaşık 1,3 milyon ton radyoaktif suyun okyanusa bırakılması da sorunlara çare olmadı. Tahliye sırasında toprağa sızan 5,5 ton radyoaktif suyun yanı sıra, okyanusa bırakılan su da doğal hayat ve balıkçılık için büyük bir risk. Bu santral Japonya’nın komşuları ile de arasını bozmuş durumda. Kazanın maliyetinin ise 660 milyar doları bulması bekleniyor.
Nükleer santrallerin neden olduğu riskler bunlarla da sınırlı değil. Nükleer yakıtlardan elektrik üretmek büyük miktarda radyoaktif atığa neden oluyor ve bu atıklarından güveli şekilde kurtulmanın henüz bir çözümü bulunmuyor. Nükleer atıkların bir kısmı yüksek oranda radyoaktif ve birkaç bin yıl boyunca bu özelliğini koruyor. Bu nedenle, doğa ve insanlık için gerçek bir felaketten söz ediyoruz; zira gelecek nesiller, bugün ve önümüzdeki birkaç yüzyıl boyunca bu atıklarla baş etmek zorunda olacaklar.
Güneş ve Rüzgardan 5 Kat Pahalı
Maliyet bakımından da oldukça dezavantajlı bir elektrik üretme yolundan bahsediyoruz. Rüzgar enerjisinden KWh 3 dolar sent ile, güneş enerjisinden depolamayla beraber, yani 24 saat kesintisiz üretim, 5,4 dolar sent maliyetle elektrik üretmek mümkün. Ancak örneğin Rus devlet şirketi Rosatom’un inşaatına hâlâ devam eden Akkuyu’daki nükleer santralin işletmecisi olarak aldığı ücret ise KWh başına 12,35 dolar sent. Tavan ücret ise 15,83’e kadar çıkabilecek. Nükleer enerji sadece kaza veya sızıntı riski taşımıyor, aynı zamanda böylesine bir ekonomik kriz zamanında cebimizi de yakıyor.
Akkuyu Nükleer Santralı demişken Türkiye ile devam edelim. Enerji bağımsızlığını sağlamaya çalışan bir ülke olarak Rus devlet şirketi kontrolünde, Türkiye topraklarında inşa edilen bir santral ile karşı karşıyayız. Türkiye, Rus şirketinin ürettiği elektrik üzerinden ödeme yapacak. Enerji ithalatımız kabaracak ve böylece enerji bağımsızlığımızın önünde yeni bir engel çıkacak. Şu an için santral tamamen Rusya’ya ait. Her ne kadar Akkuyu’nun yüzde 49’luk hissesini satmak için görüşmeler yürütse de ve sonunda hisse devri gerçekleşse bile en az yüzde 51 hisse yine Rusya’da kalacak. Hem pahalıya elektrik üretilecek, hem de yurt dışına ödeme yapılacak. Bir de üstüne güneş ve rüzgar gibi temiz enerji kaynaklarına, enerji verimliliğine ve enerji tasarrufu gibi yatırımlara harcanması gereken para da buraya aktarılacak. Enerji dönüşümümüzü geciktirdiği gibi elektrik üretim maliyetinin yaklaşık yüzde 9 artmasına neden olacak. Ancak hâlâ geç kalmış değiliz. Nükleer yerine güneş ve rüzgar enerjisinden hemen bugün çok daha ucuz elektrik üretebiliriz. Böylece geleceğe yönelik doğru yatırımlarla hem ekonomimizi güçlendirebilir, hem de iklim değişikliği ile mücadele edebiliriz.