Türkiye Su Fakiri Olma Yolunda…

Küresel sıcaklık artışı ile beraber su kaynakları her geçen gün tükeniyor. Birçok kişi Türkiye’nin su zengini bir ülke olduğunu düşünüyor ancak rakamlar başka bir gerçeğe işaret ediyor.

Suyun olmadığı bir dünyada yaşamı hayal edebiliyor musunuz?

Kulağa mümkün geliyor mu?

Yaşamın temel direklerinden birini oluşturan su, küresel sıcaklık artışı ile beraber her geçen gün azalıyor. Küresel ortalama sıcaklıklar sanayi öncesi döneme göre 1,4 dereceye ulaştı. Dünyanın olağan akışını bozan küresel ısınma nedeniyle yağışların düzeni ve şiddeti değişirken, bunun sonucunda ortaya çıkan kuraklık ve sel gibi aşırı hava olayları insanlar ile orman, su ve toprak gibi doğal varlıkları etkiliyor. 

Bir bölgede yağışların azalması, o bölgedeki su miktarının, toprağın neminin ve yer altı sularının azalmasına da neden oluyor. Dünyada şu anda temiz ve güvenli su kaynaklarına erişemeyen 2 milyar insan yaşıyor. Yaklaşık 450 milyon çocuk ise orta veya şiddetli düzeyde su kıtlığı olan bölgelerde yaşamını sürdürüyor. Bu, çocukların günlük ihtiyaçlarını karşılamak için yeterli suya erişemedikleri anlamı taşıyor. Eğer küresel sıcaklık artışını durduramazsak bu rakam daha da artacak. Hatta 2040 yılında neredeyse her dört çocuktan biri aşırı su kıtlığı olan bölgelerde yaşamak zorunda kalacak.

Birleşmiş Milletler küresel su kullanımının son 100 yılda 6 kat arttığını ortaya koyarken, nüfusun artması ve ekonomik gelişmelere bağlı tüketimdeki değişimler sonucu her yıl ortalama %1 artmaya devam ettiği konusunda da uyarıyor. Sorun her geçen gün derinleşiyor. Günümüzde yeterli miktarda temiz suya ulaşamayan bölgelerde durumun daha da ciddileşmesinden ve daha önce buna benzer bir sorun yaşamayan bölgelerin ise su sıkıntısı yaşamaya başlamasından endişe duyuluyor.

Özellikle yüksek nüfusa sahip büyük kentlerdeki su kaynaklarının baskı altında olacağı tahmin ediliyor. Rakamlar da bu yönde bir sonuç ortaya koyuyor: 2050 yılına kadar 570 kentte yaşayan yaklaşık 660 milyon insan, halihazırda tükettikleri temiz su miktarında en az %10’luk bir azalma tehlikesi ile karşı karşıya

Daha fazla sıcaklık artışı ile baskı altına giren su kaynaklarını korumamız şart çünkü iklim değişikliğine bağlı etkilerin giderek daha fazla ortaya çıkması ve birbirleriyle ve diğer risklerle bir araya gelerek daha tehlikeli sonuçlar doğurması bekleniyor. Peki nasıl? Örneğin, artan sıcaklık ve kuraklık, gıda üretimine zarar verebilir ve böylece tarımsal işgücü verimini azaltabilir, bu da gıda fiyatlarını artırırken, çiftçilerin gelirlerini azaltabilir.

Kişi Başına Düşen Su Miktarımız Hızla Azalıyor

Türkiye de benzer sorunlarla yüz yüze. Küresel sıcaklık artışı ile beraber su kaynaklarımız her geçen gün azalıyor. Birçok insan Türkiye’nin su zengini bir ülke olduğunu düşünüyor ancak rakamlar başka bir gerçeğe işaret ediyor. İklim değişikliğinin de etkisiyle, Türkiye her geçen yıl su fakiri bir ülke olmaya daha da yaklaşıyor. Şu an yaklaşık 1.500 metreküp olan kişi başına düşen su miktarının 2030’da 1.100 metreküplere düşeceği, 2040’larda ise 700 metreküplere kadar gerileyebileceği öngörülüyor. Bir ülkede kişi başına düşen su miktarı 1700 metreküpün üzerindeyse su zengini, 1000-1700 metreküp arasında ise su stresi, 1000 metreküpün altındaysa su fakiri kategorisinde yer alıyor. 500 metreküpün altı ise aşırı kıtlık olarak nitelendiriliyor. 

İklim değişikliği nedeniyle kuraklıkların sıklığının ve yoğunluğunun artması bekleniyor. Yapılan hesaplamalarda Akdeniz bölgesindeki nüfusun yaklaşık %54’ünün farklı ölçeklerde su kıtlığı yaşayacağı ortaya konuluyor. Bu oran, emisyonların hızla azaltıldığı durumda %18’e kadar düşüyor. Bilim dünyası, emisyon azaltımının planlanan seviyeden daha hızlı gerçekleşmesi durumunda dahi, 21. yüzyılın sonuna gelindiğinde, Akdeniz bölgesinde 2-3 kat daha uzun süren kuraklıklar yaşanacağı konusunda hemfikir.  

Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı iklim etkileri; kuraklık olayları ve su kıtlığı olarak hayatımızın parçası haline geliyor. Bu etkiler; tarım, enerji, üretim, sulama, kentleşme gibi birçok alanda önemli sosyal ve ekonomik maliyetler ortaya çıkarıyor. İstanbul, özellikle kuraklığa bağlı ekonomik kayıplar karşısında kırılgan durumda. Konya gibi bir tarım kentinde yeraltı sularının  dahi tüketilmesi nedeniyle obruklar oluşuyor. Emisyonların devam etmesi ve sıcaklık artışının toplam etkisi, Türkiye ekonomisine önemli boyutta zarar verebilir. Çalışmalar, emisyonların ve haliyle küresel sıcaklık artışının yüksek seviyede gerçekleştiği durumda, 2048’e kadar Türkiye ekonomisinin küçüleceğini ortaya koyuyor. 

Kömür Suyu Sorumsuzca Harcıyor

Peki ya enerji, özellikle kömür santrallerinin su ile nasıl bir ilişkisi var?

Elektrik sektörünün her sene yaklaşık 285 milyar metreküp su çektiğini ve 15 milyar metreküp suyu tükettiğini söyleyerek yanıt vermeye başlayabiliriz. Kömür ise enerji kaynakları arasında en yoğun su tüketen kaynaklardan biri olarak öne çıkıyor. Örnek vermek gerekirse, standart bir kömürlü termik santral, her 3,5 dakikada bir, bir olimpik yüzme havuzunu dolduracak kadar su çekiyor ki bu da yaklaşık 2.500 metreküp suya denk geliyor. Kömür madenciliğinde ise, kömürün güvenli şekilde çıkarılması için maden sahasının susuzlaştırılması, yani sahadaki yeraltı sularının tamamen boşaltılması gerekiyor. Maden atığı ve kömür stok sahalarındaki sızıntılar ile kömürün termik santralde yakılmasından önce hazırlanması ve zenginleştirilmesi esnasında ortaya çıkan atık sular da yer altı ve yüzey sularında kirlenmeye neden oluyor. 

Verilerin de gösterdiği gibi Türkiye su fakiri bir ülke olma yolunda ancak kömür nedeniyle su sorumsuzca harcanıyor. Kömürün su tüketiminin geldiği noktayı daha iyi kavramak adına Türkiye’de faaliyetine devam eden üç kömürlü termik santralin verilerine de bakabiliriz: 

  1. Çırpılar Termik Santrali’nin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporunda termik santralin su tüketiminin saatte 459 metreküp olduğu görülüyor. Bu senede 3,5 milyon metreküp su anlamına geliyor. Bu miktar TÜİK’in 2020’ye ait verilerine göre 43 bin kişinin bir yıllık su tüketimine eşit.
  2. Yatağan Termik Santrali’nin bir yılda 45 bin nüfuslu Yatağan ilçesinin toplam kentsel su tüketiminin 7,5 katından fazla su tüketiyor.
  3. Yeniköy Termik Santrali’nin yıllık tüketimi, 132 bin nüfuslu Milas ilçesinin yıllık kentsel su tüketiminin 2,5 katına yakın.


Kömür, bir yandan atmosfere saldığı emisyonlarla küresel sıcaklık artışını körüklerken bir yandan da yaşam için en önemli kaynaklarımızdan biri olan suyun sorumsuzca tüketilmesine neden oluyor. Kömürden elektrik üretimini terk ederek, hem iklim değişikliği ile mücadele edebilir hem de suyu koruyabiliriz. Kömürden çıkınca nasıl elektrik üreteceğiz sorusunun yanıtı ise açık: Temiz ve yerli güneş ve rüzgar enerjisi ile…

Paylaş:

İlginizi Çekebilir

Bu sayaç Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın tarafından aylık olarak yayımlanan enerji ithalat maliyeti verilerine dayanarak hazırlandı. Burada paylaşılan maliyetin çok büyük bir bölümü kömür, gaz ve petrol ithalatından kaynaklanmaktadır. TCMB verileri yaklaşık 2 ay geriden paylaşıldığı için son 2 aylık veriler geçmiş profilden yararlanarak tahmin edilmiştir. TCMB yeni verileri açıklandıkça sayaç güncellenecektir.