Dünyamız ısınmaya devam ediyor. 2025 küresel ölçekte modern kayıtların tutulmaya başlanmasından bu yana kayıtlara geçen en sıcak üç yıldan biri oldu. Fosil yakıtları yakmaya devam edersek, 1,5 derece sınırı aşılacak. Bu nedenle bilimin iklim değişikliğinin ana sorumlusu olarak işaret ettiği fosil yakıtları yerin altında bırakmalıyız. Hedefe konan ilk kirletici fosil yakıt ise kömür çünkü küresel karbon emisyonlarının yaklaşık %40’ına neden oluyor.
Türkiye’nin ise elektrik üretimi, her ne kadar yenilenebilir kaynakların payı her yıl artmaya devam etse de, hâlâ sırtını kömüre dayamış durumda. İşin iklim boyutunu bir kenara bıraksak dahi kömür ekonomimize iyi gelmiyor. Geçtiğimiz yıl elektrik üretimimizin üçte birini kömürden sağladık. Bu kömürün %60’ını ise ithal ettik. Ne iklime ne de ekonomiye yarar sağlayan kömürden çıkmak, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye için de bir zorunluluk.
Kömürü terk ettiğimiz bir senaryoda, haliyle aklınıza kömür madenlerinde veya kömürlü termik santrallerde çalışanlar ve onların aileleri geliyordur. Yaklaşık 45 bin kişi kömür sektöründe çalışıyor. Bu insanlar ne yapacak? Örneğin yıllarca kömür madeninde zor şartlarda çalışmış, madencilikten başka iş bilmeyen bir işçi hayatını nasıl sürdürecek, ailesine nasıl bakacak? Bir de kömür madenciliğinin belli bölgelerde yoğunlaşması, kömürün terk edilmesi durumunda o bölgelerde refahın azalması endişesini de haklı olarak beraberinde getirebilir. Ancak bu durumu tersine çevirmek elimizde…
Tam da bu noktada, adil dönüşüm imdadımıza yetişiyor. Adil dönüşüm, kömür terk edilirken ve yerini güneş ve rüzgar gibi yerli ve temiz enerji kaynakları alırken, kömür sektöründe çalışan işçilerin ve toplulukların geride bırakılmamasını, aksine, çıkarlarının ve haklarının korunmasını amaçlıyor. Adil dönüşüm, iklim krizini sınırlamaya çalışırken, bu krizin daha da derinleştirdiği mevcut eşitsizliklerle mücadele etmeye, iklim eyleminin faydalarını en üst düzeye çıkarmaya çalışıyor. Böylece iklim değişikliğinin daha da şiddetlenmesini engellerken, iklim olarak güvenli bir geleceğe yol almamızı sağlıyor. Aynı zamanda ekonomik anlamda daha ucuz ve toprağı, havayı kirletmeden, insan sağlığını tehlike altına sokmadan enerji üretimini teşvik ediyor. Kısacası adil dönüşüm, daha geniş bir çerçevede düşük karbonlu bir ekonomiye geçişte en çok etkilenenlerin, yani işçilerin ve savunmasız toplulukların çıkarlarını merkeze alıyor.
Adil dönüşüm, Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefi doğrultusunda bu paydaşların sürece dahil edilmesini, böylece hiç kimsenin geride kalmamasını ve bu dönüşümden olumsuz yönde etkilenmemesini hedefliyor.
Kömüre Giden Destek Adil Dönüşüme Ayrılmalı
Dünyadaki iyi adil dönüşüm uygulama örneklerine baktığımızda bazı genel ilkeler görüyoruz. Sosyal diyalog olarak tanımlanan süreç bunların başında geliyor. Hükümetler, şirketler ve işçilerin yanı sıra sendikalar ve sivil toplum örgütleri bir araya gelip sürecin nasıl ilerlemesi gerektiğini, işçilerin ve toplulukların bu süreçten en az zararla nasıl çıkabileceğini masaya yatırıyor. Sosyal forumlar, istişareler ve vatandaş meclisleri gibi katılım süreçleri ve kanallarını devreye sokuyor ve paydaşları sürece dahil ediyor. Çalışanların profili çıkartılıyor ve başka meslekler için eğitimlerin verilmesi veya erken emeklilik gibi seçenekler ele alınıyor. Böylece yeni istihdam fırsatları değerlendirilirken, insanların hayatlarına mâl olan kömür yerine günümüz koşullarında daha güvenli ve nitelikli işlerde çalışmalarına şans veriyor. Dönüşümün sancısı bu sayede en hafif şekilde atlatılıyor. Uygulama aşamasının ülkelere ve hatta bölgelere göre farklılaştığını söylememiz gerekiyor çünkü ihtiyaçlar ülkelerin ve bölgelerin kendi yapılarını göre değişiyor.
Peki tüm bu süreçte dönüşümün finansmanı nasıl sağlanacak? Cevabı yine kömürde. Sadece 2008 ile 2017 yılları arasında kömür madenciliğine yönelik toplam yıllık devlet desteğinin yaklaşık 335 milyon dolar olduğu düşünülüyor. Kömür yerine insana yakışır işlere, mesela zeytinciliğe bu paranın yatırıldığını düşünün…
Kömür madenini genişletmek için zeytin ağaçlarının söküldüğü Milas’ı ele alalım. Milas’ta var olan iki kömürlü termik santrale 2021’de yapılan kapasite mekanizma ödemesi 260 milyon TL. Oysa Türkiye’nin tek Avrupa Birliği coğrafi işaretli zeytinyağı için 210 milyon TL yatırım ile 70 zeytin tesisi kurulabilir, 755 kişiye istihdam sağlanabilir ve zeytinyağının yarattığı değer 80 milyon TL’yi bulabilir. Bu sadece bir örnek. Bu ve bunun gibi örneklerin sayısını artırmak ise bizim elimizde.
Güneş ve rüzgar gibi yerli ve temiz kaynaklardan enerji üretimimizi daha da artırmak ve 2053 net sıfır hedefine ulaşmak için öncelikle kömürden çıkmamız gerekiyor. Devlet teşvikleri olmadan ayakta duramayan bir enerji kaynağına daha fazla destek verilmesi düşünülemez. Buradan hareketle bir an önce adil dönüşüm için planlamaya başlamalı, bu dönüşümden en çok etkilenecek kesimleri, iş kollarını ve bölgeleri ortaya koymalı ve süreci yönetmek adına ne kadar kaynağa ihtiyaç duyacağımızı hesaplamalıyız. Daha adil bir gelecek için ortak akılla hareket ederek ve kimseyi geride bırakmadan…