Rüzgar, yüzyıllardır buğday öğütmekten tutun da yelkenli gemileri hareket ettirmeye kadar farklı amaçlar için kullanılıyor. 1887’de rüzgardan elektrik üretmek için İskoçya’da üretilen ilk değirmenden bu yana insanlık rüzgar enerjisine daha çok bel bağladı. 1973’teki petrol krizi sonrasında ülkeler, enerjide dışa bağımlılığı azaltmak amacıyla rüzgar enerjisi teknolojisine yöneldi. İklim değişikliği gerçeğinin de farkına varmaya başlayan devletler, doğayı kirleten ve iklimi değiştiren kömür, gaz ve petrol gibi fosil yakıtların yerine rüzgar enerjisi gibi temiz enerji kaynaklarına geçişi daha da hızlandırdı. Bugün rüzgar enerjisi, elektrik üretmenin en temiz ve ekonomik yollarından bir tanesi.
Rüzgar enerjisi, elektrik üretmek için rüzgarın gücünden yararlanan bir yenilenebilir enerji biçimi. Bu teknolojiden kısaca bahsetmek gerekirse, rüzgar, hareket halindeki havanın kinetik enerjisini elektriğe dönüştürerek elektrik üretmek için kullanılıyor. Modern rüzgar türbinlerinde, rüzgar rotor kanatlarını döndürüyor ve bu da kinetik enerjiyi dönme enerjisine dönüştürüyor. Bu dönme enerjisi ise bir şaft aracılığıyla jeneratöre aktarılıyor ve böylece elektrik enerjisi üretiliyor. Rüzgar enerjisinden hem karada hem de açık denizlerde elektrik üretilebiliyor.
Enerjide bağımsızlığını ilan etmek isteyen ülkelerin rüzgar enerjisine olan yatırımları hızla artıyor. 2025 yılında dünya genelinde 165 GW’lık yeni rüzgar enerjisi kapasitesi eklendi. Bu, bir önceki rekor yılın %40 üzerinde bir artış anlamı taşıyor. 2025 sonu itibarıyla küresel rüzgar enerjisi kapasitesi 1.299 GW seviyesine ulaşmış durumda. Halihazırda 138 ülke rüzgar enerjisinden elektrik üretiyor.
Küresel temiz enerji kapasitesi geçtiğimiz yılı rekor büyüme ile kapattı. Söz konusu dönemde rüzgar enerjisi %14 oranında büyüdü. Yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretiminin 2030 yılına kadar %60 oranında artması ve on yılın sonuna kadar 2024 yılındaki 9.900 teravat-saat (TWh) seviyesinden 16.200 TWh’e yükselmesi bekleniyor. Rüzgar enerjisi, büyümenin neredeyse üçte birini karşılayarak, %60’lık bir paya sahip olan güneş enerjisinin ardından ikinci sırada yer alıyor. Rüzgar enerjisi bugün hâlâ tedarik zinciri sorunları, artan maliyetler ve izin süreçlerindeki gecikmelerle karşı karşıya. Ancak hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ekonomilerin bu engelleri aşmasıyla, küresel kapasitenin 2030 yılına kadar neredeyse iki katına çıkarak 2.000 GW’ın üzerine ulaşması bekleniyor. Kapasite artışlarının yaklaşık %85’inin ise karasal olması ve bu kapasitenin 2030 yılına kadar %45 (yaklaşık 730 GW) artacağı öngörülüyor. Aynı dönemde deniz üstü rüzgar enerjisinde 140 GW’lık bir kapasite artışı bekleniyor. Ekonomik baskılara ve tedarik zinciri sıkıntılarına karşı özellikle hassas olan deniz üstü kapasitesini daha da artırmak etkili ihale tasarımları ve destekleyici politikalar gerektiriyor.
Türkiye’nin Rüzgar Enerjisi Yatırımları Hızlanmalı
Türkiye de rüzgar enerjisi alanında yatırımlarına devam ediyor. 2026 Mart itibarıyla elektriğinin %12,1’ini rüzgardan sağlıyor. Rüzgar enerjisinde yaklaşık 1,8 GW’lık kapasite ile en fazla yeni santral kurulumunun yapıldığı 2021’den sonra, 2025’te 1,9 GW yeni rüzgar kapasitesinin devreye alınmasıyla bu rekor yenilendi. Türkiye ayrıca geçen yıl Avrupa’da en fazla rüzgar santrali kuran ikinci ülke oldu.
Şu an için açık deniz rüzgar santralı bulunmasa da çalışmalara başlandı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Türkiye’nin 2035 yılına kadar deniz üstü rüzgar enerjisinde 5 bin megavat kapasiteye ulaşmayı hedeflediğini duyurdu. Ayrıca Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın resmi internet sitesinde yayımlanan “Deniz Üstü Rüzgar Enerjisine Dayalı Aday YEKA İlanı” kapsamında toplam 4 alan aday YEKA olarak belirlendi.
Belirlenen bölgeler arasında Saros Körfezi, Gökçeada, Bozcaada ve Edremit açıkları yer aldı.
Rüzgar enerjisi sektöründe üretim yapan yerli sanayi de büyümeye devam ediyor. Türkiye’nin rüzgar enerjisi ekipman üretimi, yaklaşık 2,2 milyar dolarlık bir ekonomik büyüklüğe ulaştı. Önümüzdeki dönemde yapılacak yatırımlarla bu rakamın 10 milyar dolara çıkması öngörülüyor.
Temiz ve yerli bir enerji kaynağı olan rüzgar enerjisi Türkiye’nin enerji ithalatını da azaltıyor. Yapılan bir araştırmaya göre, 2023 ve 2024 yıllarından güneş ve rüzgar enerjisinin elektrik üretimindeki payı, 15 milyar dolarlık gaz ithalatını engelledi. Rüzgarın buradaki payı ise yaklaşık 10 milyar doları buldu. Rüzgar enerjisi kapasitesini artırdığımız takdirde enerji ithalatı rakamları daha da aşağıya gelebilir. Her ne kadar Türkiye hem güneşte hem de rüzgarda rekorlar kırsa da, kapasite artışı hâlâ daha yeterli değil. Geçtiğimiz yıl rüzgar ve güneşte gerçekleşen 6,5 GW’lık rekor kurulum, 120 GW’lık 2035 yılı hedefine ulaşılması için her yıl kurulması gereken 8 GW’ın halen altında. Bu, Türkiye’nin önünde uzun bir yol olduğu anlamına geliyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, 2035 yılı için rüzgarda 43 GW’lık bir hedef belirlemiş durumda. COP31’in ev sahibi ve başkanı Türkiye, bu iddialı hedefe ulaşmak adına rüzgar enerjisi yatırımları bir an önce hızlandırmalı. Böylece, hem enerjiyi yurt dışından almak yerine kendimiz üretebilir ve ithalat rakamlarını azaltabilir, hem de iklim değişikliğiyle mücadeleye önemli bir katkı sağlayabilir!